Buradasınız: Anasayfa / Sorular ve Cevaplar / Hz. İbrahim ve kısaca Kabe’nin İnşası

Hz. İbrahim ve kısaca Kabe’nin İnşası

Sponsor Bağlantılar

Hz. İbrahim ve Kâbe’nin İnşâsı hakkında kısaca bilgi

Her üç ilahî dinin (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm) en büyük peygamberlerden biri kabul ettiği Hz. İbrahim, Allah’ın emri doğrultusunda, eşi Hâcer’den dünyaya gelen ilk çocuğu İsmail’i annesiyle birlikte Filistin’den alıp Mekkenin bulunduğu yere getirdi ve onları burada bıraktıktan sonra Filistin’e dönmek üzere ayrıldı. Mekke adisi, çöl karakterli bir araziye sahip olup iklimi sıcak ve kuraktır. Bu sebeple anne-oğul kısa bir süre sonra susuzluk problemi ile karşılaştılar. Su bulmak için Safa ve Merve tepeleri arasında koşturan Hâcer’in, çaresiz kalıp olunun hayatından ümit kestiği bir sırada Yüce Allah’ın emriyle çocuğun bulunduğu yerden bir su kaynağı fışkırdı.
hz.İbrahim ve kabenin inşası
Zemzem adını alan ve suyu bol olan kaynak nedeniyle burası zamanla kervanların konak yeri haline geldi. Bir süre sonra Yemen’den gelen Cürhümlüler Mekke çevresine yerleştiler. İsmail onlardan Arapça öğrendi ve bu kabileden bir kızla evlendi. Kur’ân-ı Kerim’de bu gelişmelerin bir kısmına şöyle işaret edilir: “Hatırla ki, İbrahim şöyle demişti: Rabbim! Bu şehri (Mekke’yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut. Ey Rabbimiz! Soyumdan bazılarını ekilebilir toprağı olmayan bir vadiye, senin kutsal evinin yakınına yerleştirdim, ki ey Rabbimiz, namazı dosdoğru kılsınlar. Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve meyvelerden bunlara rızık ver. Umulur ki, bu nimetlere şükrederler” (İbrahim 14/35, 37).

Filistin’de yaşayan Hz. İbrahim zaman zaman Hâcer ile İsmail’i ziyarete gelmekteydi. Mekke’yi üçüncü ziyaretinde Allah’ın emri doğrultusunda oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’yi inşâ etti. Kurân-ı Kerîm’de bu durum şu âyetlerle ifade edilmiştir: “Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor (ve şöyle yiyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin. Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl; neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar; bize ibadet usûllerimizi göster ve tevbemizi kabul et. Zira tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olan ancak sensin. Ey Rabbimiz! Neslimiz arasından, senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyip arındıracak bir peygamber gönder. Muhakkak ki sen Azîz ve Hakîmsin.” (Bakara 2/127-129) Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı âyetlerden hareketle Kâbe’nin Hz. İbrahim’den önce de var olduğu, ancak yıkılıp uzun zaman içinde yerinin kaybolduğu ve İbrahim tarafından bulunarak yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. Kurân’da Hz. İbrahim’den önce kimin tarafından inşâ edildiği hususunda herhangi bir bilgi yer almamakla birlikte bazı kaynaklarda Hz. Âdem yahut oğlu Şît tarafından yapıldığı kaydedilmektedir. Hz. İbrahim Kâbe’nin inşâsını tamamlayınca Cebrail (a.s.) gelip kendisine hac ibadetinin nasıl yapılacağını öğretti. O da insanları hac ibadetine davet edip oğlu ile birlikte görevini tamamladıktan sonra İsmail’i burada bırakarak tekrar Filistin’e döndü. Böylece Mekke’de tevhid dini geleneği başladı ve bu gelenek, zaman içinde şirke karışmakla birlikte Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilmesine kadar varlığını sürdürdü.

Yeryüzünde Allah’a kulluk maksadıyla yapılmış ilk mâbed olan Kâbe, inşâ edildiğinden günümüze kadar Kur’ân-ı Kerîm’de de ifade edildiği gibi Allah’ın evi (Beytullah) olarak bilinen en kutsal ve en güvenilir bir mekândır. Aynı şekilde Kâbe’nin bulunduğu Mekke ve çevresi de Hz. İbrahim’in 9 duâsında dilediği üzere Yüce Allah tarafından, insanların manevî olarak temizlenip arındığı her türlü tecavüzden korunmuş kutsal ve güvenli bir yer (harem) olarak ilân edilmiştir. Burada zararlılar dışındaki her türlü canlının öldürülmesi ve bitki örtüsüne zarar verilmesi haram kılınmıştır. Bu sebeple Mekke’ye “el-beledü’l-emîn” (güvenli belde), “el-Beledü’l-harâm” (kutsal ve dokunulmaz topraklar) veya kısaca “harem” gibi isimler verilmiştir. Bu manada Kâbe de “el-Beytü’l-harâm” (kutsal ve dokunulmaz ev) ve elBeytü’l-atîk (eski veya şanlı ev), çevresindeki mescid de “el-Mescidü’lharâm” (kutsal ve korunmuş ibadet yeri) vb. isimlerle anılır.

Mekke yeryüzündeki bütün yerleşim birimlerinin merkezi ve müslümanların kıblesi olduğundan Kur’ân’da “ümmü’l-kurâ” (şehirlerin anası) olarak da isimlendirilir (En‘âm 6/92). Şu halde Mekke ve Kâbe ilâhî övgüye mazhar olmuş, Allah tarafından himâye ve dokunulmazlığı ilân edilmiş en kutsal mekanlardır. Bu sebepledir ki, Mekke’nin idaresi yanında Kâbe’ye ve bu kutsal toprakları ziyarete gelen hacılara yönelik hizmetler özel bir anlam ve önem kazanmış, çeşitli dönemlerde belli başlı şahıslar ve kabileler arasında yarış ve mücadeleye konu olmuştur.

Başlangıçta Hz. İsmail tarafından yürütülen Mekke ve Kâbe’nin idaresi ondan bir nesil sonra Cürhümlüler’in eline geçti. Önceleri Hz. İsmail’in tebliğ ettiği dini benimsemiş olan Cürhümlüler zamanla sapıklığa düştüler; Kâbe’ye saygı göstermediler, gizli açık her türlü ahlâksızlığı yapmaya başladılar. Kâbe’ye takdim edilen hediyelere el koydukları gibi hac maksadıyla şehre gelenlere de kötü davranmaya başladılar.

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Hicaz Bölgesi ve Mekke Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiketler: kabenin inşaası olayı

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top