Buradasınız: Anasayfa / Sorularla İslamiyet / Hz Ademin Yaratılışı ve Çektiği Eziyetler

Hz Ademin Yaratılışı ve Çektiği Eziyetler

Sponsor Bağlantılar

Âdem’in Yaratılışı ve Meziyetleri

Âdem’­in yaratılışı Tevrat ve Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılmaktadır. Tevrat’ta ilk insanın yaratılış şekli ve zamanı iki ayrı hikâye­de farklı biçimlerde nakledilmektedir. “Ruhban metni” adı verilen birinci hikâ­yeye göre [538] insan, yaratılışın altıncı gününde, diğer bütün varlıklardan sonra Tanrı’ya benzer bir surette, ilk defa erkek ve dişi olarak yaratılmıştır. “Yahvist metin” adı veri­len ikinci hikâyede ise [539] önce erkeğin, daha sonra da onun kaburga kemiğinden kadının yaratıldığı anlatılır. İlk insan (adam), bizzat Tanrı tarafından yerin toprağından (adamah) yapılmış, daha sonra burnuna hayat ne­fesi üflenerek canlı bir varlık olmuştur. [540] Tevrat tefsirlerinde ve apokrif kabul edilen kitaplarda Âdem’­in yaratıldığı toprağın kutsal yer (Ku­düs’teki Süleyman Mâbedi’nin bulunduğu mahal) ile dünyanın dört bir yanındaki kırmızı, siyah ve beyaz topraktan alındı­ğı belirtilir.

Kur’ân-ı Kerîm’e göre Âdem’in yaratı­lışının diğer insanlarınki gibi olmadığı kesindir. Özellikle Âl-i İmrân sûresinin elli dokuzuncu âyetinde. “Allah nezdin-de -yaratılış bakımından- İsa’nın duru­mu Âdem’e benzer; Allah onu toprak­tan yarattı; sonra ona ‘ol!’ dedi ve olu­verdi” denilerek bu iki peygamberin yaratılışlarındaki olağan üstü duruma işa­ret edilmiştir.
Hz. Âdem’in yaratıldığı madde, çeşitli âyetlerde değişik terimlerle ifade edil­mektedir. Fahreddin er-Râzî bu âyetler­de onun yaratılış keyfiyetinin muhtelif şekillerde tasvir edildiğini belirterek bunları şöyle sıralamaktadır: Toprak (türâb), su (mâ”), çamur (tîn). akışkan veya süzme çamur (sülâle min tîn), yapışkan çamur (tîn lâzib), kurumuş ça­mur (satsâl). Salsâl Kur’an’da farklı ifa­delerle tekrarlanmıştır.

Râzî’ye göre bunların ilkinde “Porselen (hazef) gibi ses çıkaran (fehhar) kurumuş ça­mur”, ikincisinde “Bir müddet suda kal­dığından rengi siyahlaşmaya yüz tutmuş madde (hame’)”, üçüncüsünde de “Ko­kusu değişmiş madde (mesnûn)” kaste­dilir. [543] Bu âyetleri ve burada belirtilen tâbirleri bir nevi tekâmül anlayışı içinde yorumla­mak isteyen teşebbüsler görülmekte­dir. Özellikle.
“İnsanın üzerinden öyle uzun bir zaman geçti ki -o vakit- o, anıl­maya değer bir şey bile değildi” mealin­deki âyetten Hz. Âdem’­in yaratılışından bedenî ve ruhî yönle­riyle tam bir insan haline gelmesine ka­dar uzun bir zaman geçtiği mânası çı­karılabilir. Nitekim Abdullah b. Abbas’tan nakledilen bir rivayette, Âdem’in çamur halinden başlayarak her yaratılış safhasında kırk yıl kaldığı belirtilmek­tedir. Fakat bu rakamı kesin kabul etmeyip çokluktan kinaye saymak gere­kir. Ayrıca göklerin, yerin ve bunlardaki şeylerin altı günde yaratıldığını bildiren âyetlerdeki “Gün” tâbirini “Devir” şek­linde yorumlayan görüşün tercih edil­mesi ve Râzî’nin de işaret ettiği gibi [545], gerçek insanın “Dü­şünen nefs” olduğunun kabul edilmesi halinde, bedenin bu nefsi yahut ruhu kabullenecek duruma gelinceye kadar uzun bir gelişme devresi geçirdiğini dü­şünmek mümkündür.

Kur’an, sahih hadisler ve bunlara da­yanan diğer güvenilir İslâmî kaynakla­rın Hz. Âdem hakkında verdiği bilgiler­den çıkan sonuca göre Âdem topraktan yaratılmıştır. Konuyla İlgili âyetlerden, bu yaratılışın belli bir gelişme seyri ta­kip ettiği ve süresi bilinmemekle birlik­te belli bir zaman içinde tamamlandığı sonucu’ da çıkarılabilir. Ancak bu geliş­me hiçbir zaman, ilâhî irade ve kudre­tin tesiri olmaksızın tabii bir tekâmül şeklinde anlaşılmamalıdır. Bütün ilgili âyetlerde Âdem’in yaratılması olayın­da Allah’ın irade ve kudretinin etkisi­ne özellikle dikkat çekilmiştir. Ayrıca Âdem’in herhangi bir başka canlıdan tekâmül suretiyle değil, topraktan ve tamamıyla bağımsız bir canlı türün ilk atası, yeryüzünde, öteki bütün canlı ve cansız varlıkların aksine, yükümlü ve sorumlu tutulan ve bunun için gerekli manevî, ahlâkî, zihnî ve psikolojik kabi­liyetlerle donatılmış bir varlık olarak yaratıldığı, tartışmaya yer vermeyecek şe­kilde açıklanmıştır. Bu sebepledir ki in­sanın yaratılışının bu özel yanını bütü­nüyle reddederek onu bayağı canlılar seviyesine indiren teorileri İslâm inanç­ları ile bağdaştırmak mümkün değildir.

İslâmî kaynaklarda da Âdem’in yara­tıldığı toprağın nereden alındığına ve mahiyetine dair rivayetler vardır. Bir ri­vayete göre Allah, Âdem’in yaratılaca­ğı toprağı getirmesi için yeryüzüne ön­ce Cebrail’i göndermiş, fakat yeryüzü kendisinden toprak alınmasına müsa­ade etmemiştir. Bunun üzerine Mîkâil görevlendirilmiş, o da başaramayınca bu defa “Ölüm meleği” bu işe memur edilmiştir. Ölüm meleği, yeryüzünün iti­razına rağmen toprağı almayı başarmış­tır. Bu melek yeryüzünün çeşitli yörele­rinden aldığı kırmızı, beyaz ve siyah top­rak örneklerini birbirine karıştırmış, da­ha sonra göğe çıkarak toprağa su kat­mış ve onu yapışkan çamur haline getir­miştir. Çamur siyahlaşıp kokmaya baş­layınca Allah bu çamurdan Âdem’i ya­ratmıştır.

Âdem’in ya­ratılışı ile İlgili başka bazı rivayetlerde onun baş ve yüzünün Kabe toprağın­dan, göğsünün ve sırtının Beytülmak’dis, baldırlarının Yemen, bacaklarının Mısır, ayaklarının Hicaz, sağ elinin do­ğu, sol elinin de batı topraklarından ya­ratıldığı nakledilmektedir. [547] Ancak, menkıbeyi andıran bu riva­yetler İslâm âlimlerince itimada şayan görülmemiştir.
Tevrat’ta Âdem’in yeryüzünde, altıncı günde yerin toprağından yaratıldığı bil­dirilmekte, başka bilgi verilmemekte­dir. Apokrif kabul edilen kitaplarda ise Âdem’in, yaratılışın altıncı günü olan cu­ma gününün ilk saatinde Kudüs’te ya­ratıldığı nakledilmektedir. [548] Yine yahudiler Âdem’in mi­lâttan önce 3761-3760’da yaratıldığını kabul ederler. [549] Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Âdem’in hangi günde yara­tıldığı belirtilmemekte, ancak hadisler­de onun cuma günü yaratıldığı, o gün­de cennete konulduğu, yine cuma günü cennetten çıkarıldığı, aynı günde tövbe­sinin kabul edildiği ve yine bir cuma gü­nü vefat ettiği haber verilmektedir. [550] İslâmî kaynaklarda. Hz. Âdem’in ya­ratılmasından önce yeryüzünde insan veya ona benzer akıllı ve şuurlu bir var­lık bulunup bulunmadığı konusu tartı­şılmıştır.

Bu tartışmanın sebebi, Âdem’­in yaratılışıyla ilgili âyetlerde geçen ha­lîfe kelimesiyle, Bakara sûresinde me­leklere atfedilen, “Yeryüzünde orayı fe­sada verecek ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” anlamındaki ifadedir. Bir görüşe göre, Kur’ân-ı Kerîm’de Âdem’e ve onun soyuna halife denildiğine bakı­lırsa yeryüzünde Âdem’den önce başka bir insan türü yaşamış olmalıdır. Bunlar orayı fesada verdikleri ve kan döktükle­ri için helak edilmişlerdir. Bu sebeple Âdem ve soyu halife yani bu eski insan­ların halefi olmuş, onların yerine geç­miştir. Melekler Âdem’in neslinin fesat çıkaran ve kan döken varlıklar olacağını bu eski insanlarla kıyaslayarak ileri sü­rüyorlardı. Bundan başka, Hz. Âdem’­den önce yeryüzünde Hin ve Bin veya Tim ve Rim diye adlandırılan varlıklar bulunduğu, bunların cinlerden önce var olduğu, dünyada fesat çıkardıkları, kan döktükleri ve bu yüzden Allah’ın bunları helak ettiği şeklinde rivayetler varsa da bunlar İsrailiyat’tan veya eski İran folk­lorundan geçmiş hikâyeler olup İslâmî bir temele dayanmamaktadır.
İbn Haldun bu tür rivayet­leri asılsız bulmakta, Âdem ve soyu hak­kında Kur’an’da bildirilenlerden başka güvenilir bilgiye sahip olmadığımızı be­lirtmektedir.

Bütün güvenilir tefsirlere göre, me­leklerin Hz. Âdem ve soyu hakkındaki bilgileri ya Allah’ın daha önce bu konu­da onlara malumat vermesinden veya levh-i mahfuzda yazılı olanları öğrenmiş olmalarından kaynaklanmış, yahut me­lekler günahsız oldukları için kendileri gibi olmayan varlıkların günah işleyecek bir tabiatta yaratılmış olmaları gerekti­ğini düşünmüşlerdir. [553] Aynı şekilde Hz. Âdem ve soyu­nun halife diye tanıtılması da Âdem’­den önce bir insan türünün yaşamış ol­duğu sonucuna götürmez. Zira daha tu­tarlı ve genel kabul gören bir görüşe göre bu kelime, “Daha önceki bir insan topluluğunun halefi, onların yerini alan” mânasında değil, “Allah’ın vekili, yeryü­zünde O’nun hükümlerini yaşatan, uy­gulayan, dünyayı imar, insanları İdare ve terbiye eden, dünyadaki diğer bütün canlılardan üstün olan, onları emri al­tına alan” anlamında kullanılmıştır. Bu kelimeden. Âdem ve soyunun daha ön­ce yeryüzünde yaşamış olan cinlerin ve­ya meleklerin halefleri olduğu mânası­nı çıkaranlar da vardır.

İbn Abbas’tan nakledilen bir rivayete göre de yeryüzünde daha önce cinler yaşamak­taydı; Allah bunları oradan uzaklaştırdı ve yerlerine Âdem ile soyunu yarattı. Hasan-ı Basrî ise En’âm sûresinin 165. âyetini delil göstererek insanların, tari­hin akışı içinde birbirlerinin yerine geç­tikleri için halife diye nitelendirildikle­rini söyler.

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Âdem’le ilgili âyetlerde bu konu genellikle üç ayrı nok­tadan ele alınmıştır. Öncelikle Âdem’in son derece önemsiz bir madde olan top­raktan başlamak üzere bedenî ve ruhî yönleriyle tam ve kâmil bir insan haline gelinceye kadar geçirdiği safhalardan söz edilir ve bu suretle Allah’ın kudreti­nin üstünlüğü vurgulanmış olur. İkin­ci olarak Âdem’in varlık türleri arasın­daki mevkiinin yüksekliğine işaret edi­lir. Bu âyetlerde hem Âdem’in hem de onun soyunun yeryüzünün halifeleri ol­duğu, Allah’ın kendilerine verdiği aklî, zihnî, ahlâkî vb. meziyetlerden, dolayı­sıyla hem Allah’a ibadet eden hem de yeryüzünde Allah’ın hükümlerinin yeri­ne getirilmesini sağlayan, ayrıca diğer birçok varlık türlerini kendi hizmetinde kullanabilen varlık olduğuna dikkat çe­kilir. Çeşitli âyetlerde Allah’ın emri uya­rınca meleklerin Âdem’e secde ettikleri bildirilmektedir (aş. bk). Buna göre Al­lah Âdem’i meleklerden daha üstün ve onların saygısına lâyık bir mertebede yaratmıştır. Bu meziyet yalnız Âdem’e münhasır olmayıp aynı zamanda bütün insanlığa şâmil bir şereftir. Kur’an’da başka vesilelerle de insanoğlunun bu meziyetine işaret edilmiştir. [556] Kur’ân-ı Kerîm’in Âdem’le ilgili olarak ele aldığı üçüncü konu onun peygamberliğidir. Hz. Âdem’­in nebî veya resul olduğunu açık ve ke­sin olarak ifade eden âyet yoksa da yi­ne Kur’an’ın açıkladığına göre.

“Âdem rabbinden vahiy (kelimât) almıştır” [557] Allah ona hitap etmiş, yü­kümlülük ve sorumluluğunu bildirmiştir [558] Başka bir âyette de Allah’­ın Nûh, İbrahim hanedanı ve İmrân ha­nedanı ile birlikte Âdem’i de âlemlere üstün kıldığı belirtilmekte [559], böylece dolaylı olarak onun pey­gamber olduğuna işaret edilmektedir. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde yer alan bir hadiste [560], ilk peygamberin kim olduğu yolundaki bir soruya Hz. Peygamberin “Âdem’dir” karşılığını verdiği belirtilmektedir.

Tevrat’taki yaratılışa dair ikinci hi­kâyede, Hz. Âdem yaratıldıktan sonra Allah onun yalnızlığını gidermek, kendisine uygun bir yardımcı yapmak üze­re her kır hayvanını, göklerin her ku­şunu topraktan yapar ve onlara ne ad koyacağını görmek için Âdem’e getirir. Âdem de bütün sığırlara, göklerin kuş­larına ve her kır hayvanına ad koyar. [561] Âdem’in hayvanların isimlerini belirlemesi, hem onların gö­revlerini tesbit etmesi hem de onlar üzerinde hükümran olması şeklinde yo­rumlanmıştır. [562] Zira yahudi telakkisine göre, isim ile o ismin verildiği varlık arasında doğrudan bir alâka vardır ve bir varlığın adını bil­mek, onu iyice tanımak ve onun üzerin­de etkili olmak demektir.

Hz. Âdem ve onun soyunun diğer birçok varlıktan daha üstün ve değerli sayılmasının [564] temelin­de Allah’ın onlara verdiği bilgi gücü bu­lunduğu söylenebilir. Nitekim Kur’an’da meleklerin, insanoğlunu “Yeryüzünde fesat çıkaran ve kan döken” varlık ola­rak nitelendirmeleri üzerine Allah’ın Âdem’e bütün isimleri öğrettikten son­ra bunları meleklere sorduğu, onlar bi­lemeyince Âdem’e, “Ey Âdem, onlara eşyanın isimlerini bildir!” dediği ve Âdem’in isimleri onlara bildirdiği açık­lanmıştır. Tefsir­lerde genellikle, bu âyetlerdeki “İsim­lerin kavram bilgisi olduğu ve melekle­rin bilmedikleri şeyler hakkında Hz. Âdem’in bilgili kılındığı, böylece onun ilimde meleklerden daha üstün nitelik­te yaratıldığı yine bu âyetlerde belirtil­mektedir. Söz konusu âyetlerin birinde, “Allah Âdem’e bütün isimleri öğretti” denilerek Âdem’in bilgisinin genişliğine işaret edilmiştir. Bilgi gibi bir meziyet ve imtiyaza sahip olmak meleklerin bile Âdem’e secde etmesini gerektirdiğine göre. insanoğlu aynı meziyet sayesinde tabiattaki birçok varlığa ve güçlere hâkim olup eşyaya şekil verme ve onları kendi yararına kullanma kabiliyetinde yaratılmıştır.

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Yezidiler Kimdir ve Neye Taparlar? Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiketler: hz ademi yaratılışı

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top