Buradasınız: Anasayfa / Sorularla İslamiyet / Şafiî Mezhebine Göre Hac İle İlgili Hükümler Nelerdir?

Şafiî Mezhebine Göre Hac İle İlgili Hükümler Nelerdir?

Sponsor Bağlantılar

Şafiî Mezhebine Göre Hac İle İlgili Hükümler Nelerdir?

A) Tanımı
Hac kelimesi “saygı duyulan bir şeye yönelmek” anlamına gelir. Dinimiz­de hac, “belli fiilleri yaparak belli zamanda belli bir yeri ziyaret etmektir.”Bu tanımdaki belli fiiller sözüyle hac menâsiki yani hacda yapılan vazife­ler kastedilmektedir. Bunlar, ihram, telbiye, tavaf, sa’y, vakfe, şeytan taşlama, kurban kesme gibi ibadetlerdir.Belli zaman sözüyle hac ayları kastedilmektedir. Hac ayları, şevval, zilka­de aylarının tamamı ile zilhicce ayının ilk on günüdür.Belli yer sözüyle de Kâbe-i Muazzama kastedilmektedir.Kısaca hac, dinimiz tarafından belirlenen fiil ve ibadetleri yerine getirerek Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret etmektir. Hac menâsikinden her birinin belli bir zamanı vardır.Tanımda geçen belli fiil sözüyle, haccedecek kişinin ihramlı olarak hac ni­yetiyle muayyen mekânlara gitmesi kastedilmektedir.Umre ise sözlükte “ziyaret” anlamına gelir. Dinî bir terim olarak umre, “özel şartlar dahilinde belli bir ibadeti yerine getirmek üzere hac vakti dışında Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret etmektir.” Umre fiilleri her ne kadar hac fiilleri için­de varsa da hacceden kişi umre de yapmış sayılmaz. Umrenin ayrıca yapıl­ması gerekir.

B) Hac ve Umrenin Farz Kılınma Tarihi
Hac ve umrenin hicrî 5, 6, 7, 8, 9 veya 10. senelerde farz kılındıklarına ilişkin çeşitli rivayetler varsa da kuvvetli görüşe göre bunlar, hicretin 9. sene­sinde farz kılınmışlardır. Çünkü haccın farz olduğunu bildiren âyet-i kerîme (Âl-i İmrân 3/97.)hicretin 9. senesinde nazil olmuştur.(Tecrfd-i Sarih Tercemesi, 9/8.)

Bu âyet-i kerîmenin nüzulünden sonra sevgili Peygamberimiz (s.a.v) hic­retin 10. senesinde ilk ve son haccını ifa etmiştir.

C) Hac ve Umrenin İslâm’daki Yeri ve Hikmetleri
Hac, İslâm’ın beş temel esasından biridir. Yüce Allah, yapmaya gücü ye­tenlere bu ibadeti farz kılmıştır. Umre de hac gibi farz bir ibad

ettir. Yüce Allah,

“Haca da umreyi de Allah için tamamlayın” (Bakara 2/196.)buyuruyor.

Ancak Hanefî ve Mâliki mezheplerine göre umre farz değil, sünnettir.

Sevgili Peygamberimiz dört defa umre yapmıştır.Hac, hem beden hem de malla yapılan bir ibadettir.
Sevgili Peygamberimiz’e amellerin hangisinin daha faziletli olduğu sorul­duğunda, “Allah’a ve Resûlü’ne iman etmektir” buyurdu. “Sonra hangisidir?” diye sorulunca, “Allah yolunda cihad etmektir” buyurdu. “Sonra hangisidir?” diye sorulunca,”(İçine günah karıştırılmayan) makbul hacdır” (Buhârî, Hac, 4.)buyurdu.Hac ve umrenin fazileti konusunda Ebû Hüreyre’den (r.a) rivayet edilen bir hadis-i şerifte sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Bir umre, diğer umreye arada işlenenler (günah) için kefarettir. (İçine günah karıştırılmayan) makbul bir haccın karşılığı cennetten başka bir şey değildir.” (Buhârî, Umre, 1; Müslim, Hac, 437; Tirmizî, Hac, 90.)

Hac ibadetini eda eden kişinin nefsi kötülüklerden arınıp tertemiz hale gelir, ihlâslı olur, maneviyatı güçlenir, yaşantısında olumlu gelişmeler görül­meye başlar, imanı kuvvetlenir. Hac veya umre ibadetini eda etmek üzere mukaddes topraklara giden bir mümin, oralarda İslâm tarihinin önemli sahne­lerini gözlerinin önünde âdeta canlanıyor gibi görür. Hayırlı iş ve hizmetleriy­le dünyayı aydınlatan selef-i sâlihinin ve sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v) so­luklarını teneffüs eder gibi olur. Saadet asrının o ılık havasını içinde hissetme­ye başlar.Hac seferî insana sabırlı ve metanetli olmayı, zorluk ve meşakkatlere kat­lanmayı, emre itaati, düzenli ve disiplinli bir hayat yaşamayı, Allah yolunda ve O’nun hoşnutluğunu kazanmak uğruna sıkıntılardan zevk almayı, başkalarını kendi nefsine tercih etmeyi öğretir.

Hac ibadetini eda etmekle kul, rabbinin kendisine bahşetmiş olduğu mal ve sağlık nimetinin şükrünü yerine getirmiş olur. Zor ve zahmetli ibadetleri yapmakla da kulluğunu ortaya kor. İhrama bürünmekle kendini dünyadan ve dünyevî şeylerden soyutlar. Arafat’ta âdeta haşri, ölüm sonrası dirilişi yaşar.Çeşitli ırklara mensup insanlar orada birer kardeş olarak İslâm’ın mane­vî potasında erirler. Müminler gerçekten birbirlerine eşit olduklarını, Arap’ın Arap olmayana, beyaz insanın siyah insana bir üstünlüğünün olmadığını, üs­tünlüğün ancak takva ile olacağını öğrenir.Bütün bunlar kalbi uyanık, feraset sahibi müminler için elde edilecek ni­metlerdir. Bu fırsatı nimet bilmek gerekir. Hacca gitmeden onun edebini öğ­renmeli, şerefli yerlerin hakkını vermek için gönül terbiyesi almalı ve bu büyük buluşmaya hazırlanmalıdır. Hacdan gaye Kabe’yi değil, Kabe’nin sahibini ta­nımak ve O’nunla özel buluşmaktır.

D) Hac ve Umrenin Hükmü
Hac ve umre belli şartları taşıyan müslümanlara ömürde bir defa yapıl­mak üzere farz kılınmıştır. Bu ibadetlerin farzlığıyla ilgili olarak yüce Allah şöy­le buyurmuştur:
“Haccı da umreyi de Allah için tamamlayın.”( Bakara 2/196.)

http://www.sorularlaislamiyet.com/images/articles/11707-resim2.jpg

“Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şunu bilsin ki Allah âlemde hiç kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.” (Âl-i İmrân 3/97.)

http://www.sorularlaislamiyet.com/images/articles/11707-resim2.jpg

“İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollar­dan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar.” (Hac 22/27-28.)

Haccın, belli şartları taşıyan kimselere farz bir ibadet olduğunu sevgili Peygamberimiz de şöyle ifade buyurmuştur: “İslâm beş temel üzerine kurul­muştur: Bunlar, Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Muhammed’in (s.a.v) Allah’ın peygamberi olduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, haccetmek ve ramazan orucunu tutmaktır.” (Buhârî, İmân, 2; Müslim, İmân, 5.)

Haccın ömürde bir defa yapılması farz olan bir ibadet olduğunu önce de söylemiştik. Bununla ilgili olarak ashâb-ı kiramdan Ebû Hüreyre (r.a) şöyle bir rivayette bulunmuştur:Bir gün Resûlullah (s.a.v) bize şöyle hitap etti: “Ey insanlar! Size hac farz kılınmıştır. Şu halde haccı eda ediniz.”Cemaatte bulunan bir adam, “Her sene mi ey Allah’ın Resulü?” diye sor­du. Resûlullah (s.a.v) ona cevap vermedi. Adam sorusunu üç kez tekrarladı. Bunun üzerine

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Ben sizi bıraktıkça siz de beni bırakın. Eğer (sorduğunuz şeye) evet de-seydim, (her yıl haccetmeniz) vacip olurdu ve sizin buna gücünüz yetmezdi.

Şunu bilin ki; sizden öncekileri helak eden şey, çok soru sormaları ve pey­gamberlerine muhalefet etmeleridir. Size bir şey emrettiğimde gücünüz yetti­ğince o emri yerine getirin. Size bir şeyi yasakladığımda da ondan kaçını­nız.” (Buhârî, i’tisâm, 4; Müslim, Hac, 412.)
Din âlimleri de haccın ömürde sadece bir defa yapılmak üzere farz kılı­nan bir ibadet olduğu hususunda görüş birliği içindedirler. Birinci hacdan son­ra yapılan haclar nafile olurlar. Bu konuda sevgili Peygamberimiz şöyle buyur­muştur: “Hacla umrenin arasını birleştirin (Bunları peş peşe yapın). Zira bun­lar körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi günahları temizlerler.” (Nesâî, Menâsik, 6; İbn Mâce, Menâsik, 3.)

E) Haccın Hemen İfa Edilmesi Zorunlu mudur?
Hac veya umre ibadetiyle yükümlü olan kişinin, bu yükümlülüğünün ge­reğini yerine getirmek için hemen hacca gitmesi zorunlu değildir. Ama hacca gitme imkânının doğduğu senede bu yükümlülükten bir an önce kurtulmalı, ilâhî emre itaat edip bizzat veya naibi aracılığıyla bu farz ibadeti yerine getir­melidir. Başka seneye erteleme durumunda haccetme imkânı belki de bulun­mayabilir. Çünkü gelecek zamanın nelere gebe olduğunu önceden bilmek mümkün değildir. Ayrıca yüce Allah, hep birlikte hayırlı işlere koşmamızı em­retmiştir.Ama yine de bir kişi haccetme imkânını bulduğu halde erteler ve haccet­meden ölürse günahkâr olmaz. Şu şartla ki, ertelemekle birlikte ileride haccet­me azmini kalbinde taşımalı ve ileride bu konuyla ilgili herhangi bir engelle karşılaşma korku ve endişesinden emin olmalıdır. (Şirbînî, Mugni’l-Muhtâc, 2/207.)

Diğer mezheplere göre haccın farziyyeti fevridir. Yani haccetme imkânı­nı bulan kişinin,geciktirmeksizin bu ibadeti eda etmesi farzdır. Sevgili Pey­gamberimiz,”Haccetmek isteyen kimse acele davransın”( Ebû Davud, Menâsik. 6.) buyurarak, bu konuda acele edilmesini emretmiştirBu hadisin Beyhakî’de kayıtlı olan devamı, konuya daha da açıklık getir­mektedir: “Zira sizden kimse, hastalanacak mı, fakir mi düşecek, başına ne gelecek bilmez.”İşte bu hadise dayanan İmam Ebû Hanîfe, Ebû Yusuf, İmam Mâlik ve ba­zı rivayetlere göre İmam Ahmed b. Hanbel, haccın, hemen yerine getirilmesi gereken fevrî bir fariza olduğunu bildirmişlerdir.

F) Haccın Şartları
Haccın şartları, vücübunun (farz olmasının) şartları ve sıhhatinin (geçer­li olmasının) şartları olmak üzere iki kısma ayrılır:

I. Haccın Vücübunun Şartları

1. Müslüman olmak.Müslüman olmayan bir kişi hac ibadetini eda etmek­le yükümlü değildir. Meselâ gayri müslim bir kimse hac ibadetini eda eder, sonra da müslüman olursa, yapmış olduğu bu hac geçerli olmaz; yeniden haccetmesi gerekir.

2. Akıllı olmak. Deliye ne hac ne de umre farzdır. Çünkü deli, emredilen­le yasaklananı birbirinden ayırma yeteneğine sahip değildir. Bu nedenle hac ve umreyle yükümlü olmadığı gibi, başka ibadetlerle de yükümlü değildir.

3. Ergen olmak.Erginlik çağına ulaşmayan çocuğa hac ve umre farz de­ğildir. Akıllı ve ergen olmayanlar, ibadetle yükümlü olmadıkları gibi ibadet eh­liyetine de sahip değildirler. Konuyla ilgili bir hadis-i şerifte sevgili Peygambe­rimiz şöyle buyurmuştur: “Bir çocuğa ailesi haccettirir, sonra o çocuk ölürse bu hac onun için yeterli olur. Ama çocuk ergenlik çağına ulaşırsa yeniden hac­cetmesi gerekir. (Aynışekilde) bir köleye sahibi haccettirir, sonra o köle ölür­se bu hac onun için yeterli olur. Ama hürriyetine kavuşursa yeniden haccet­mesi gerekir.” (Zeylaî, Nasbü’r-Râye, 3/6; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, 4/293.)

Delinin ve aklı ermeyen çocuğun yapmış olduğu hac, sahih değildir. Aklı eren çocuğun ise yapmış olduğu hac sahih olmakla birlikte farz haccın yerine geçmez.Çocuğun veya delinin yerine baba veya dede gibi bir velisi hac ihramına girebilir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Revhâ denilen yerde bir kafileyle kar­şılaştığında, onlara kim olduklarını sordu; onlar da müslüman kimseler olduk­larını bildirip kendisini de tanımak istediklerini söylediler. “Ben Allah’ın Resu­lüyüm” demesi üzerine kafilenin içinden bir kadın, O’na doğru bir çocuğu el-leriyle kaldırıp, “Bunun için hac var mıdır?” diye sordu, Resûlullah Efendimiz (s.a.v), “Evet (bunun için hac), senin için de sevap vardır”cevabını verdi. (Müslim, Hac, 409; Mâlik, el-Muvatta’, Hac, 244.)

Mümeyyiz çocuğun, babasının, babasının yokluğunda dedesinin iznini almadan ihrama girmesi caiz olmaz. Sahih görüşe göre vasî ve kayyûm da baba hükmündedir.

4. Hür olmak.Köle, hac ve umre farizaları ile mükellef değildir. Çünkü bun­ların yapılabilmesi için uzun zamana ihtiyaç vardır. Köle bunlarla meşgul oldu­ğunda efendisinin, hizmetle ilgili olarak köle üzerindeki hakları zayi olabilir.

5. Gücün yetmesi. Hacca gidecek kimsenin, yol için gerekli olan şartlara gücü yetmesi gerekir. Bu şartlar şunlardır:

a) Hac ve umreye gidecek olan kişi sağlıklı olmalıdır. Kendilerine kılavuz­luk edecek birini bulmaları durumunda körler de hac ve umre yapmakla yü­kümlü olurlar.

b) Hacca veya umreye gidecek olan kişi, gidip dönünceye kadar geçecek olan zaman için, şahsının ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin nafa­kasını temin etmeye yetecek miktarda mala sahip olmalıdır.

c) Mekke’ye 90 km. veya daha uzak mesafede bulunuyorsa, kendisini götürüp getirecek ulaşım aracına sahip olması veya -kiralama yoluyla da ol­sa- böyle bir araçtan yararlanma imkânının bulunması. Mekke’ye 90 kilomet­reden az bir mesafede bulunan kişi, yürüyecek güce sahip ise, ulaşım aracın­dan yoksun olsa bile -yürüyerek de olsa- hacca gitmekle yükümlüdür.Hacca gidecek olan kişinin azığı ve yola sarfedeceği para, vadeli ve va­desiz borçlarından, kefaret ve adaklar için sarfedeceği maldan, geçimlerinden sorumlu olduğu aile bireylerinin nafakalarından fazla olmalıdır. Zira hac iba­deti için olsa bile onların haklarını zayi etmesi caiz değildir. Sevgili Peygam­berimiz bizleri bu konuda şöyle uyarmıştır: “Nafakalarından sorumlu olduğu kimseleri ihmal etmesi, bir kimseye günah olarak yeter.” (Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, 1/331.)

d) Yol güvenliği olmalıdır. Gideceği yolda kendisine, çoluk çocuğuna ve­ya malına bir zarar gelmesinden korkan ve gidecek başka bir yol da bulama­yan kişiye, hacca gitmek farz değildir.

e) Hacca veya umreye gidecek kadının beraberinde kocası, mahremi ve­ya güvenilir kadın refakatçileri bulunmalıdır. Çünkü kadının yalnız başına yol­culuk yapması haramdır. Bu hususta sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuş­tur: “Allah’a ve âhiret gününe inanan bir kadına, bir gece ve gündüz devam edecek bir mesafeye, yanında bir mahremi olmadıkça gitmesi helâl değil­dir. ” (Buhâri, Taksîrü’s-Salât, 4; Müslim, Hac, 419, 422; Mâlik, el-Muvatta’, İsti’zân, 37.)

Hac ve umre yolculuğunda, yanında kocasının veya mahreminin bulun­maması durumunda kadına refakat edecek kadın yol arkadaşlarının en az üç kişi ve güvenilir olması şarttır.

Hanefî mezhebine göre yanında kocası veya mahremi bulunmayan bir kadının başka kadınlarla birlikte yolculuğa çıkması caiz değildir. (Tahtâvî, Haşiye ala Merâkı’l-Felâh, s. 397.)

f) Hacca gitmeye yetecek kadar bir zaman bulunmalıdır.

g) Hacca gidecek kadın, boşanmadan veya kocasının ölümünden dolayı iddet bekleme halinde olmamalıdır. Çünkü yüce Allah, iddet beklemekte olan kadınların evlerinden dışarı çıkmalarını yasaklamıştır. Şu âyet bu konu ile il­gilidir: “Apaçık bir hayâsızlık yapmaları dışında onları(bekleme süresince) ev­lerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar.” (Talâk 65/1.)

Hac ibadetinin başka bir senede eda edilmesi mümkündür. İddetin ise belli bir süre zarfında (kocanın boşamasından veya ölmesinden hemen son­ra) beklenmesi gerekir.

Hacda niyabet / vekâleten haccetmek
Bilindiği gibi ibadetler üç kısma ayrılırlar:

1. Malî ibadetler.Zekât, kefaret ve kurban gibi. Yükümlünün bu ibadetle­ri bizzat eda etmesi mümkün olduğu gibi, bunları naibi (yerine vekil ettiği kim­se) aracılığıyla yerine getirmesi de mümkündür. Amaç yoksulları yararlandır­mak olduğuna göre, yükümlünün kendisinin eda etmesi ile bunları naibine yaptırması arasında bir fark yoktur.

2. Bedenî ibadetler.Namaz ve oruç gibi. Bunları yükümlünün bizzat eda etmesi gerekir; naibi aracılığı ile yerine getirmesi caiz olmaz. Bu ibadetlerinfarz kılınmasının amacı, yükümlünün bedenini zahmete sokmak olduğuna gö­re, bunları naibine yaptırmasıyla bu amaç gerçekleşmiş olmaz.

3. Hem malî, hem de bedenî ibadetler.Hac ve umre gibi. Yükümlünün âciz olması veya bir zaruret söz konusu olduğunda, yükümlünün yerine naibi­nin bu ibadetleri eda etmesi caiz olur. Bu ibadetlerden amaçlanan bedeni zah­mete sokma maksadı, yükümlünün bizzat eda etmesiyle gerçekleşeceği gibi, naibi aracılığıyla yerine getirmesi halinde de gerçekleşir. Çünkü masrafları karşılayan ve malı harcanan kişi, yine yükümlünün kendisidir.

Kişi öldüğü ya da bineğe binemeyecek derecede yaşlandığı veya iyileş­mesi umulmayan bir hastalığa yakalandığı için hac ibadetini eda etmekten âciz kalmış ise, onun adına naibi bu ibadeti eda eder.
Ölen kişi hayattayken haccetme güç ve imkânını bulduğu halde haccet­meden ölmüş ve geride yetecek miktarda mal bırakmış ise, naibi onun adına hacceder. Yeterli miktarda mal bırakmamış ise mirasçılarının, onun yerine başkasını tutup haccettirme mecburiyetleri yoktur. Kendisi için haccettirilme-sini vasiyet etmiş olsa da olmasa da mirasçıları veya yabancısı olan bir kişi, gönüllü olarak onun adına haccederse caiz olur. (Nevevî, el-Mecmû; 7/98.)

Üzerine farz olduğu halde haccetmeden ölen kişinin malı varsa, vasiyet etmiş olsa da olmasa da, adına haccettirmek gerekir. Bu konuda Abdullah b. Abbas’tan (r.a) gelen bir rivayette şöyle denmektedir:”Bir adam Resûlullah’a (s.a.v) gelerek, “Kız kardeşim haccetmeyi adadı, ancak bu adağını yerine getirmeden öldü (Ne yapmam gerekir?)” diye sordu; Allah Resulü (s.a.v),
“Borcu olsaydıöder miydin?” diye sordu, adam, “Evet” dedi. O zaman Al­lah Resulü (s.a.v),
‘Öyleyse Allah’a olan borcunu da ödeyiver; çünkü Allah (c.c), borcu ödenmeye en lâyık olandır” (Buhârî, Eymân, 30; Müslim, Nezr, 1: Nesâî, Hac, 7, 8.)buyurdu.

Bu hadis-i şerifte hac, ölümle düşmeyen borca benzetilmiştir. Dolayısıy­la kendisine hac farz olduğu halde bu farizasını eda etmeden ölen kişinin ye­rine haccettirmek gerekir.

Hanefî mezhebine göre kendisine hac farz olduğu halde hacca gitmeden ölen kişi, kendisi adına haccedilmesin! vasiyet etmemişse, mirasçıları onun adına bir kişiyi ona niyâbeten hacca göndermekle yükümlü olmazlar. Ancak gerek ölenin vasiyeti olmadığı, gerek bıraktığı terekenin üçte biri bedel gön­dermeye yetmediği durumlarda, mirasçılarının tamamının veya bir kısmının, masrafı kendi mallarından karşılayarak nâib gönderip haccettirmeleriyle de ölen mükellefin hac farizası yerine getirilmiş sayılır. (irfan Yücel, Hac Rehberi, s. 210.)

Bu konuda Abdullah b. Abbas (r.a) şöyle bir rivayette bulunmuştur:Cüheyne kabilesinden bir kadın, Resûlullah’a (s.a.v) gelip, “Annem hac­cetmeyi adamıştı, ama haccedemeden vefat etti. Onun adına haccedeyim mi?” diye sordu, Allah Resulü (s.a.v),”Evet, onun adına haccet. Annen üzerinde (insanlara ait) bir borç bulun­saydı sen onu ödemez miydin?”diye sordu, kadın,”Evet, öderdim” dedi. O zaman Allah Resulü (s.a.v),”Öyleyse Allah hakkını da ödeyin. Çünkü Allah’ın hakkıödenmeye daha lâyıktır” (Buhârî, Cezâu s-Sayd, 22; Nesâî, Hac, 7, 8.) buyurdu.

Yol meşakkatine dayanamayacak derecede yaşlı veya iyileşmesi umul­mayan bir hastalığa yakalanmış olan kişi, mail durumu elverişli olduğu halde henüz hac farizasını eda etmemişse, kendi adına birini vekil olarak hacca göndermelidir. Bu konuda Abdullah b. Abbas (r.a) şöyle bir rivayette bulun­muştur:Has’am kabilesinden bir kadın gelip, “Ey Allah’ın Resulü! Yüce Allah’ın kullarına haccı farz kılmasıyla ilgili emri, babama binek üzerinde duramaya­cak derecede yaşlı iken ulaştı. Ona vekâleten haccedeyim mi?” diye sordu. Resûlullah (s.a.v), “Evet (haccet)”diye cevap verdi. Bu hadise Veda haccın-da cereyan etmişti. (Buhârî, Hac, 1, 2; Müslim, Hac, 713.)

Hastalık nedeniyle hacca gitmekten âciz olan bir kişi, yerine birini vekâ­leten gönderip haccettirdikten sonra şifa bulup iyileşir ve bizzat haccedecek güce kavuşursa, vekilinin yapmış olduğu hac, üzerindeki hac borcunu düşür-mez. Aksine kendisinin de haccetmesi gerekir. (Nevevî, el-Mecmû’, 7/85.)

Hanefî mezhebine göre aşırı derecede yaşlılık veya iyileşme umudu bu­lunmayan bir hastalık sebebiyle vekili aracılığıyla kendi adına haccettiren, an­cak daha sonra iyileşip şifa bulan ve haccetmek için gerekli güce kavuşan ki­şinin yeniden haccetmesi gerekmez. Ama mahpusluk veya iyileşme umudu bulunan bir hastalık sebebiyle vekili aracılığıyla kendi adına haccettiren, an­cak daha sonra iyileşip şifa bulan veya hapisten kurtulan kişinin yeniden ve bizzat haccetmesi gerekir.( IbnAbidin, Reddü’l-Muhtâr, 2/598-599.)

Hac farîzasıyla mükellef olan kişi, bu farîzayı eda etme imkânı bulduğu halde eda etmeden ölürse, mîkat sınırından itibaren bir vekil tutarak onun adı­na haccettirmek, mirasçılarına vacip olur. Masraflar da terekesinden karşılanır.

Hanefî mezhebine göre ise ölenin memleketinden bir vekil tutup gönder­mek gerekir.

Ölen kişi borçlu biriyse ve terekesi de hac masraflarıyla borcunu ödeme­ye yetmiyorsa, mutemet görüşe göre terekeden hac masrafı çıkarıldıktan son­ra kalan kısım, borç ödemelerine sarfedilir. (Nevevî, el-Mecmû’, 7/93)

Niyâbeten başkası adına hacceden kişi, daha önce kendi hac farizasını eda etmiş olmalıdır. Kendi hac farizasını eda etmeyen bir kişi, başkasının ve­kili olarak haccedemez. Bu konuda Abdullah b.Abbas’tan (r.a) gelen bir riva­yette şöyle denmektedir:Hz. Peygamber, bir adamın, ‘Şübrüme’nin yerine lebbeyk!…’ dediğini işit­ti. Ona sordu:”Şübrüme kim?””Kardeşim (veya yakınım).””Daha önce kendi adına haccettin mi?””Hayır.””Önce kendi adına haccet, sonra da Şübrüme’nin yerine haccet.”( Ebû Davud, Menâsik, 43; İbn Mâce, Menâsik, 48.)

Başkası adına yapılan haccın sahih olmasının şartları
1. Başkası adına hacceden nâib, daha önce kendi adına haccetmiş ol­malıdır.

Ancak Hanefî mezhebinde böyle bir şart yoktur.

2.Adına haccedilen kişi, naibine haccetme emrini vermiş olmalıdır. Adı­na haccedilen kişi ölü ise, kendisi adına haccedilmesini vasiyet etmiş olması şart değildir.

Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre ise şarttır.

3. Nâib, mîkat sınırından itibaren hacla görevlendirilip gönderilmelidir. Asilin memleketinden görevlendirilip gönderilmesi şart değildir
.
Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre ise asilin memleketinden görevlendi­rilip gönderilmesi şarttır.

4. Nâib, asil adına haccetmeye niyet etmelidir. Bunu kalben yapması ye­terli ise de dili ile de söylemesi daha faziletlidir.

5. Nâib, haccı bizzat ifa etmelidir. Bu işi başkasına havale etmesi caiz de­ğildir. Hastalanma veya hapsedilme gibi sebeplerle niyabet görevini yapama­yacak hale gelir de haccetmesi için kendisine verilmiş olan parayı, asilin izni­ni almadan bir başkasını haccetmekle görevlendirip ona verirse yapılan hac, asilin adına gerçekleşmez. Meğer ki asil ona, “Dilediğin gibi hareket edebilir­sin” demiş olsun.

6. Nâib, asilin istediği şekilde haccetmelidir. Meselâ asil, kendi adına if-rad haccı yapılmasını istemiş ama nâib temettü’ haccı yapmışsa, yapılan bu hac asil adına gerçekleşmez. Asilin verdiği parayı bu durumda naibin tazmin etmesi gerekir. Ama asil, ifrad haccı yapılmasını istemiş de nâib kıran haccı yapmış ise bu, asilin isteğine muhalefet sayılmaz.

İmam Ebû Hanîfe’ye göre bu, asilin isteğine muhalefettir.(İbn Cemâa, Hidâyetü’s-Sâlik, 1/231-233.)

7. Hanefî mezhebine göre nâib için ücret şart koşulmamalıdır. Çünkü hac ibadettir. İbadetler, maddîücret karşılığı değil, sadece yüce Allah’ın rızâsına kavuşmak amacıyla yapılır. Maddîücret karşılığında yapılan ibadetler, Allah katında değer ifade etmez.

Şafiî mezhebine göre malî bir ibadet olan zekâtı vermede başkasını nâ-ib/vekil tayin etmek caiz olduğuna göre, malî yönü olan hac ve umre ibadet­lerini eda etmede başkasına niyabet/vekâlet vermek caizdir. Hac ve umreyi ücret alarak başkasına niyâbeten eda etmenin câizliği hususunda ihtilâf olma­dığına göre, bunun için alınan ücret helâl olup kazançların en temizidir. (Nevevî, el-Mecmû’, 7/106.)

II. Haccın Sıhhatinin Şartları
Daha önce açıkladığımız şartlar, kişiyi hac farîzasıyla yükümlü kılan şart­lardı. O şartları taşımayan bir kişi hac farîzasıyla yükümlü olmaz. Ancak o şartların, haccın sahih olması ile bir ilgisi yoktur. Hatta o şartların bazısını ta­şımayanların haccetmeleri durumunda yaptıkları hac sahih de olur. Meselâ mümeyyiz bir çocuk haccederse, yapmış olduğu hac sahihtir. Bazan da o şartları haiz olmakla beraber yapılan hac -meselâ bir rüknün eksik bırakılma­sı sebebiyle- sahih olmaz. Şu halde haccın sahih olması için şu şartların ta­hakkuk etmesi gerekir:

1. Müslüman olmak.Müslüman olmayan kişinin yaptığı hac ve umre sa­hih değildir.

2. Mümeyyiz olmak.İyi ile kötüyü birbirinden ayırt edecek çağa gelmemiş olan bir çocuğun yaptığı hac ve umre sahih değildir.

3. Belirlenen zamanda ihrama girmek.Hac ihramına girme zamanı, şev­val ve zilkade aylarının tamamı ile zilhicce ayının ilk on günüdür. Bu müddet zarfında ihrama girmeyen kişinin yapacağı hac ibadeti sahih olmaz. Bu müd­detin dışında hac için ihrama giren kişinin haccı sahih olmayacağından bu ih­ramını umre ihramına dönüştürür; umre menâsikini yerine getirir ve böylece umre yaparak ihramdan çıkar.

4. Haccın rükünlerini yerine getirmek.Bu saydıklarımız, haccın sahih ol­ması için yerine getirilmesi gerekli olan şartlardır. Gerçekleşmeleri durumun­da yapılan hac -farz olup olmadığına bakılmaksızın- sahih olur. Şu halde mü­meyyiz bir çocuğun yaptığı hac -kendisi hac farîzasıyla yükümlü olmadığı hal­de- sahih olur. Ancak bu hac onun için nafile sayılır. Bulûğa erdikten sonra kendisine hac farz olursa, yeniden haccetmesi gerekir.

G) Hac ve Umreye Engel Olan Hususlar
Kişinin farz veya nafile hac ve umre yapmasına engel olan hususlar şun­lardır:

1. Ebeveyn engeli.Anne veya baba, evlâdının nafile hac veya umreye gitmesine engel olabilir, ama farz olan hac veya umreye gitmesine engel ola­mazlar. Çünkü evlâdın anne ve babasına hizmet etmesi bir nevi cihaddır. Bu konuda Abdullah b. Ömer’den (r.a) gelen bir rivayette şöyle denmektedir:
Adamın biri Hz. Peygamber’e (s.a.v) gelerek kendisine cihad izni verme­sini istedi. Resûlullah (s.a.v) ona, “Annen baban sağ mı?” diye sordu. Adam “Evet” deyince ona; Öyleyse git, onlara (hizmette bulunarak) cihad et”dedi. (Buhârî, Cihâd, 54.)

Şu halde bir kimse hacca veya umreye gidecek olduğunda, bu farz hac veya umre olsa bile anne ve babasından izin alması sünnete uygun bir dav­ranış olur.

2. Koca engeli.Koca, karısını gerek farz gerekse nafile hacca veya um­reye gitmekten menedebilir. Şafiî mezhebi dışındaki diğer mezheplere göre koca, karısını farz haccı eda etmekten menedemez.

3. Kölelik engeli.Köle, efendisinin iznini almadan farz veya nafile haccı eda edemez.

4. Hapis engeli.Haksız yere veya ödeme imkânı olmadığı için borcu yü­zünden hapse düşen kişi, hac için ihrama girmiş olsa bile ihramdan çıkabilir.

5. Borç engeli.Alacaklı kişi, ödeme imkânı olduğu halde gerekli ödeme­yi yapmayan borçlusunu hacca gitmekten menedebilir. Ancak borçlusu ihra­ma girmiş ise, onu ihramdan çıkaramaz. Bu durumda borçlunun kendisi de ih­ramdan çıkamaz. Mutlaka borcunu ödemesi gerekir. Ama borcun vadesi gel­memişse alacaklı onu hacca gitmekten menedemez.

6. Kısıtlılık engeli.Kısıtlı kişi, velisinin ya da vasisinin izni olmadan hac­ca gidemez. Parayı israf etmesin diye velisinin de onunla birlikte gitmesi ge­rekir.

7. İhsâr engeli.İhrama girdikten sonra düşman engeliyle karşılaşan ve hac menâsikini edaya, düşmanla çarpışmadan ya da elindeki bütün malı düş­mana kaptırmadan imkân bulamayan kişi, bu sıkıntıdan kurtulmayı umduğu bir süre bekler; düşman engeli ortadan kalkmayınca da kurbanlık vasfını taşıyan bir hayvan keserek tıraş olup veya saçlarını kısaltıp ihramdan çıkar. Ta-mamlayamadığı bu haccı veya umreyi kaza etmesi gerekmez. Ama daha ön­ce hiç haccetmemiş ise, tabii ki imkân bulduğunda haccetmesi gerekir.

8. Hastalık engeli.İhrama girdikten sonra hastalanan bir kişi -hastalığı uzun sürse bile- ıhramlılık halini devam ettirmek mecburiyetinde olduğundan ihramdan çıkması caiz olmaz.

Hanefî mezhebine göre ise ihramlı kişi hastalandığında, tıpkı düşman en­geliyle karşılaşmış gibi ihramdan çıkabilir.

H) Hac ve Umrenin Mîkatı
Mîkat kelimesi sözlükte “sınır” mânasına gelir. Hac ve umrenin, zaman ve mekân mîkatı olmak üzere iki çeşit mîkatı vardır. Bunlardan ilk önce zaman mîkatını ele alacağız. Buna göre haccın zaman mîkatı, şevval ayının ilk günü fecrin doğuşundan itibaren başlayıp zilhicce ayının onuncu günü, yani kurban bayramının birinci günü fecrin doğuşu öncesine kadar devam eder. Bu müd­detin dışında hac niyetiyle ihrama giren kişinin ihramı hac için değil de umre için geçerli olur. Sahih olan görüş budur. (Şirbînî, Mugni’l-Muhtâc, 2/222-223)

Kur’ân-ı Kerîm’de haccın belli ay­larda yapılabileceği bildirilmektedir:“Hac (ayları) bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur.” (Bakara 2/197.)

Bu âyetin açıklaması bağlamında Abdullah b. Mesud, Câbir ve Abdullah b. Zübeyr’in (r.a) şöyle dedikleri rivayet edilmiştir: “Hac ayları bilinen aylardır. Şevval ve zilkade aylarıyla zilhicce ayının ilk on gecesidir.” (Nevevî, el-Mecmû; 7/128.)

Abdullah b. Ömer de (r.a) bunları teyit sadedinde aynı ifadeleri kullanmış­tır. (Buhârî, Hac, 33.)

Umrenin zaman mîkatı ise senenin tamamıdır. Çünkü sevgili Peygambe­rimiz dört defa umre yapmış olup bunların ilki Hudeybiye umresidir. İkincisi, ertesi sene zilkade ayında yaptığı umretü’l-kazâ, üçüncüsü, Ci’râne’de ihra­ma girerek yaptığı umredir. Dördüncüsü ise hacla birlikte yapmış olduğu um­redir. (Tirmizî, Hac, 7; Ebû Davud, Menâsik, 80; ibn Mâce, Menâsik, 50.)

Hz. Peygamber’in receb ayında umre yaptığına dair bir rivayet de vardır. Urve b. Zübeyr’den (r.a) rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:Ben ve Abdullah b. Ömer, Hz. Âişe’nin odasının duvarına yaslanmıştık. İbn Ömer’e, “Resûlullah (s.a.v) receb ayında umre yaptı mı?” diye sordum, “Evet” dedi. (Buhârî, Umre, 3: Müslim, Hac, 219.)

Urve b. Zübeyr, Hz. Peygamber’in (s.a.v) şevval ayında da umre yaptığı­nı söylemiştir. Onun şöyle dediği nakledilmiştir: “Resûlullah (s.a.v) üç umre yaptı. Biri şevval ayında, ikisi de zilkade ayında idi.” (Mâlik, el-Muvatta; Hac, 56.)

Ramazan ayında da umre yapılabileceğini, hatta bu ayda yapılan umre­nin fazilet bakımından diğer aylarda yapılan umrelerden daha üstün olduğu­nu anlatmak için, ramazan ayında yapılan umrenin hacca bedel olacağını bil­diren hadisler vardır. Meselâ Hz. Ebû Bekir’in oğlu Abdurrahman’ın şöyle de­diği rivayet edilmiştir:Bir kadın Resûlullah’a (s.a.v) gelerek, “Ben haccetmek için hazırlık yap­mıştım. Bir engel ile karşılaştım (da haccedemedim, ne yapmalıyım?)” dedi. Resûlullah (s.a.v) ona cevaben şöyle buyurdu: “Ramazanda umre yap. Zira o ayda umre yapmak tıpkı haccetmek gibidir. (Mâlik, el-Muvatta’, Hac, 66; Ebû Davud, Hac, 79; Tirmizî, Hac, 95.)

Bütün bu rivayetlerden anlaşıldığına göre yılın her vaktinde umre yapıla­bilir. Ancak haccetmekte olan kişi, cemrelere taş atmak gibi hac menâsikini tamamlamadan umre ihramına giremez.

Hanefî mezhebine göre arefe gününde ve kurban bayramının dört gü­nünde umre yapmak tahrîmen mekruhtur. Çünkü bu günler hac için tahsis edilmiş günlerdir.

Aynı sene, hatta aynı gün içinde birden fazla umre yapmak sevaptır. Çünkü mutemet görüşe göre umre, tavaftan daha faziletlidir. (Zühaylî, el-Fıkhü‘l-lslâmf, 3/2124.)
Hac ve umrenin mekânı mîkatına, yani bu iki ibadetten birini yapmaya ni­yetlenen kişinin Mekke’ye giderken ihramsız geçemeyeceği yerler anlamında­ki mîkatlara gelince bunlar beş tanedir.Hac veya umreye niyetlenip de Mekke’ye gitmek üzere yola çıkan kişinin bu mîkatlardan birinde veya başka yoldan gelmekteyse bunlardan birinin hizasında ihrama girmesi gerekir. Mîkatı ihramsız olarak geçen kişinin, geri dö­nüp mîkatta ihrama girmemesi durumunda kurban kesmesi gerekir. Mîkat yer­leri şunlardır:

1. Zülhuleyfe.Mekke’ye Medine tarafından gelenlerin ihrama girme yeri­dir. Buraya Ebyârıali de denmektedir. Mekke’ye uzaklığı yaklaşık 450 km. Me­dine’ye ise 10 km. kadardır. Sevgili Peygamberimiz Veda haccına giderken burada ihrama girmişlerdir.

2. Cuhfe.Şam, Mısır ve Mağrib ülkelerinden gelenlerin ihrama girme ye­ridir. Mekke’ye 187 km. uzaklıktadır. Bu yörelerden gelenlerin Cuhfe’de ihra­ma girmeleri gerekir.

3. Karnülmenâzil.Necid tarafından gelenlerin burada ihrama girmeleri gerekir. Bu mîkat yeri Mekke’ye 96 km. uzaklıktadır.

4. Yelemlem.Yemen tarafından gelenlerin burada ihrama girmeleri gere­kir. Bu mîkat yeri Mekke’ye 54 km. uzaklıktadır.

5. Zatüırk.Irak ve Körfez ülkeleri tarafından gelenlerin burada ihrama gir­meleri gerekir. Bu mîkat yeri Mekke’ye 94 km. uzaklıktadır.Yukarıda saymış olduğumuz mîkat yerlerini Peygamber Efendimiz belir­lemiştir. Konuyla ilgili bir rivayette Abdullah b. Abbas (r.a) şöyle demektedir: “Resûlullah (s.a.v) Medineliler için Zülhuleyfe’yi, Şamlılar için Cuhfe’yi, Necid-liler için Kamülmenâzil’i, Yemenliler için Yelemlem’i mîkat yeri olarak belirle­miştir. Bu mîkatlar oraların yerlileri ve oralara başka yerlerden hac veya um­re yapmak maksadıyla gelenler içindir. Bu söylenen mîkat yerlerinin berisin­de (mîkatlarla Mekke arasında) bulunanlar için mîkat, bulundukları yerdir. Da­ha yakın yerde olanlar da böyledir. Nitekim Mekkeliler de Mekke’de ihrama gi­rerler. (Buhârî, Hac, 7, 9, 11, 12; Müslim, Hac, 11; Ebû Davud, Menâsik, 9.)

Bu rivayetten de anlaşıldığı gibi Resûlullah (s.a.v) tarafından belirlenen mîkatlar, sadece oranın halkı için değil, oralardan geçen herkes içindir. Söz gelimi Yemenli bir kişi çalışmak veya herhangi bir işini görmek için Şam’a ge­lir de hac mevsiminde dönüş yaparken haccetmeye niyetlenirse, Cuhfe’de ih­rama girer. Bu kişinin, Yemeniiler’in mîkatı olan Yelemlem’de ihrama girmesi gerekmez.Belirlenen mîkatlardan biriyle Mekke arasında bir yerde ikamet eden kim­seler, bulundukları yerde hac ve umre ihramına girerler. Mekke’de bulunan bir kişi umre için ihrama girecekse, haremin dışına çıkmalıdır. Umre için Ci’râ-ne’de ihrama girmek, diğer yerlerde ihrama girmekten daha faziletlidir. İkinci sırada Ten’îm, üçüncü sırada ise Hudeybiye gelir.

Hanefî mezhebine göre ise umre ihramına Ten’îm’de girmek, diğer yerle­re nisbetle daha faziletlidir. İkinci sırada Ci’râne, üçüncü sırada ise Hudeybi­ye gelir.

Mekke’de bulunan kişi hac için, bulunduğu yerde ihrama girer. Haremin dışına çıkması gerekmez.
Hac veya umre yapmaya niyetlenenler bu mîkatlara varmadan önce, hat­ta kendi memleketlerinde ihrama girebilirler. Ancak ihrama mîkatta girmek da­ha efdaldir. Mîkat ile Mekke arasında ikamet etmekte olanların Mekke’ye ih-ramsız olarak girmeleri caizdir. Hac ve umreden başka bir maksatla meselâ ticaret veya ziyaret gibi maksatlarla Mekke’ye gidecek olanların mîkatı ihram-sız olarak geçmeleri caizdir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/14-15.)

Hanefî mezhebine göre hangi maksatla olursa olsun Mekke’ye gidecek olanların mîkat mahallini ihramsız olarak geçmeleri caiz değildir.
HACCIN RÜKÜNLERİ
Haccın rükünleri altı tane (Hanefî mezhebine göre haccın rükünleri, Arafat vakfesi ve ziyaret tavafı olmak üzere iki tanedir.)olup şunlardır:
1. İhrama girmek.
2. Ziyaret tavafını yapmak.
3. Safâ-Merve arasında sa’y etmek.
4. Arafat’ta vakfede bulunmak.
5. Tıraş olmak.
6. Hac rükünlerinin çoğu arasında tertibe uymak.

I. İhram
Dinî bir ıstılah olarak ihram, “hac veya umre yapmaya niyet etmek”tir. İh­ramın gerçekleşmesi için telbiye getirmek şart değildir.

Hanefî mezhebine göre ise ihrama girerken niyetin yanı sıra telbiye ge­tirmek de gerekir. Çünkü telbiye, ihramın iki rüknünden biridir.

A) İhramın Sünnetleri
Şunlar ihramın sünnetleridir:
1. İhrama girecek olan kişi gusletmelidir. Özel hallerinde bulunan kadınlar da ihrama girerken gusletmeli ve bu guslü ihram guslü niyetiyle yapmalıdırlar. Mazeret olmaksızın bu guslü yapmamak mekruhtur. Su bulamayan veya bu­lup da kullanmaya muktedir olamayanlar, gusül yerine teyemmüm ederler.

2. İhrama girecek olan kişi koltuk altında ve kasığındaki kılları gidermeli, bıyığını kısaltmalı, tırnaklarını kesmeli, tıraş olup kendine çeki-düzen verme­lidir.

3. Guslettikten sonra güzel kokular sürünmelidir. Ancak oruçlunun veya kocasının vefatından dolayı süslenmemesi gereken kadının güzel kokular sü­rünmemesi icap eder.

4. İhrama girecek erkekler yeni ve beyaz renkli bir izârla ridâya bürünme-lidirler. Yenisi yoksa, yıkanmış ve temiz olanı giyilebilir. Renkli ve boyalı ihra­ma bürünmek mekruhtur. Kadınların ihramları ise kendi elbiseleridir.

5. İhrama girecek kadınlar ellerine kına yakmalıdırlar.

6. Kerahet vaktinde değilse ihram için iki rek’at namaz kılınmalıdır. Ancak Mekke’de harem dahilinde bulunan kişi, ihrama girmeden önce hangi vakitte olursa olsun mutlaka iki rek’at namaz kılmalıdır. Farz veya nafile olarak kılı­nan herhangi bir namaz da bu ihram namazının yerine geçer. Geceleyin kılın-sa bile bu namazın kıraati sessiz yapılmalıdır.

“Allahım! Davetine sözümle özümle tekrar tekrar icabet ettim, emrine uy­dum. Buyur Allahım buyur. Senin hiçbir eşin ve ortağın yoktur. Bütün varlığım­la sana yöneldim Allahım. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Senin eşin ve ortağın yoktur.”Zikre mahsus bir ağırbaşlılıkla telbiye getirirken Allah’a boyun eğip O’na teslimiyet edası içinde olunmalıdır. İhramda bulunulan süre zarfında telbiye getirirken sesin yükseltilmesi sünnettir. Kadınların ise her halükârda telbiyeyi sessizce getirmeleri sünnettir. Telbiye için de olsa yabancı erkeklerin yanın­da seslerini yükseltmeleri mekruhtur. Erselikler de bu hususta kadınlar hük-mündedirler.

B) İhram Yasakları
İhramlı değilken yapılması mubah olan bazı fiiller, hac veya umre ihramı­na girildikten sonra artık haram olur. İhramlı kişinin bu fiillerden birini işleme­si durumunda ceza terettüp eder. İhramlıya yasak olan fiilleri şöyle sıralaya­biliriz:

a) İhramlının nikâh akdi yapması haramdır. Yapması halinde bu akid ge­çerli olmaz.

Hanefî mezhebine göre ise ihramlının nikâh akdi yapması caizdir. Çünkü ihramlılık hali, kadını nikâhlamaya değil, onunla cinsel ilişkide bulunmaya en­gel teşkil eder.

b) İhramlının cinsel ilişkide bulunması, öpme ve sarılma gibi cinsel ilişki­ye yol açabilecek hareketlerde bulunması haramdır.

c) İhramlının arkadaşları, hizmetçileri ve başkalarıyla tartışması, kırıcı hareketlerde bulunması, kavga etmesi, kötü sözler sarfetmesi haramdır.“Kim bilinen aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur.” ( Bakara 2/197.)

d) İhramlının keserek veya öldürerek, eğer görülüyorsa ona işaret ede­rek, (köpeği salarak), şayet görulmüyorsa yerini bildirerek veya yumurtasını bozarak yahut bunlara benzer şekilde eti yenen yabani kara avlarına taarruz­da bulunması haramdır.

Hanefî mezhebine göre eti yense de yenmese de ihramlının yabani kara avlarına taarruzda bulunması mutlak surette haramdır. Konuyla ilgili bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:

“Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helâl kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı.”(Mâide 5/96)

e) İhramlının esans kullanması, tırnağını kesmesi, erkeğin elbise, göm­lek, palto, çorap, mest, sarık ve cübbe gibi bedeninin tamamını veya bir kıs­mını saran giysileri giymesi haramdır.

f) İhramlı erkeğin başının tamamını veya bir kısmını örtmesi haramdır.

Hanefî mezhebine göre yüzünün de tamamını veya bir kısmınıörtmesi haramdır.

İhramlı kadının yabancılara karşı örtünme amacıyla yüzünü ve ellerini örtmesi caizdir. Ancak peçe gibi yüzünün ön tarafına sarkıttığı örtü, yüzüne temas etmemelidir.

g) İhramlının kokulu ve boyalı elbise giymesi haramdır.

h) İhramlının koklama kastıyla esans ve güzel kokulu şeyler taşıması ha­ramdır. Meselâ koklama kastıyla burnuna gül koyması haramdır. Ama kokla­ma kastı olmaksızın bunu yapmasında bir sakınca yoktur.

Hanefî mezhebine göre ihramlının koklama kastı olsun olmasın, esans kokan yerde beklemesi mekruhtur.

i) İhramlının tıraş ederek veya kırparak başındaki saçları ve gözünde bit­miş olsa bile başından gayri yerlerdeki tüylerini gidermesi haramdır. Ancak yerinde durmasıyla kendisine eziyet veren tüyleri gidermesi istisna olarak ca­izdir. Bunları gidermesi caiz olmakla birlikte kopardığı takdirde fidye vermesi gerekir. Fakat gözünde bitip kendisine eziyet veren tüyleri giderdiği takdirde fidye vermesi gerekmez.

j) Kadının ihramlı iken kına yakması mekruhtur. Ancak ihramlı kadın, ko­casının vefatından dolayı iddet beklemekte ise, kına yakması haram olur. Er­keğin, elleriyle ayakları dışında vücudunun başka yerlerine kına yakması ca­izdir. İhtiyaç yok iken ellerine ve ayaklarına kına yakması haramdır. Aynı şe­kilde başına kalınca bir tabaka halinde kına yakması da haramdır.

Hanefî mezhebine göre kına da koku cinsinden sayıldığı için, ihramlının vücudunun herhangi bir yerine kına yakması caiz değildir.

k) İhramlının az olsun çok olsun esansı ve içine esans karıştırılmış şey­leri yemesi, içmesi haramdır. Ancak bu esans, tadı ve kokusu kalmayacak de­recede yok edilirse yenilmesi içilmesi caiz olur. Ama tadı veya kokusu gideri­lemezse esanslı şeyleri yemek veya içmek kesinlikle caiz olmaz. İçine esans karıştırılmış olan yiyeceğin ham yahut pişirilmiş olması bu hükmü değiştirmez.

Hanefî mezhebine göre esans, pişirilerek vasıf değiştirirse, kokusu hisse­dilsin edilmesin, ihramlının onu yemesinin bir sakıncası olmaz. Ama esans pi-şirilmeksizin bir yiyecekle karıştırılırsa ve bu karışımdaki miktarı az olursa ih­ramlının onu yemesi caiz olur. Kokusu hissedilse bile sakınca söz konusu ol­maz. Fakat bu karışımdaki esans çoğunlukta olursa, yendiği takdirde cezayı gerektirir. Bu anlatılanlar, esansın yiyecekle karışık olmasıyla ilgili hükümlerdir.Esans içecek bir şeye karıştırılırsa ve bu karışımda çoğunluğu esans teş­kil ederse, ihramlının içmesi halinde kurban kesmesi gerekir. Eğer karışımda­ki esans miktarı az ise, bu karışık içecekten içen ihramlının sadaka vermesi gerekir. Ama birkaç defa içerse kurban kesmesi icap eder. (Cezîrî, Mezâhib, 1/647.)

I) İhramlının gözüne esanslı sürme çekmesi caiz değildir. Sürdüğü takdir­de cezalı duruma düşer. Esanslı olmayan sürmeyi kullanmasında ise sakınca yoktur.,

m) İhramlının vücudundaki kılları ve tüyleri koparıp yolması veya tıraş et­mesi, güzel kokulu yağlar sürünmesi haramdır. Başka yağları, baş ve yüzü dı­şındaki yerlere sürmesi caizdir. İhtiyaç olmadan baş ve yüze sürmesi ise ca­iz olmaz.

n) Harem dahilindeki yaş ağaçları ve otları kesmek, yolmak, köküyle bir­likte sökmek haramdır. Kendi mülkiyetinde de olsa ihramlının harem dahilin­deki bu gibi şeyleri kesmesi, koparması, sökmesi caiz değildir. Ancak izhir ve sinameki bitkileri bu hükmün dışında tutulmuşlardır. Diken de bunlar gibidir. Bunları kesmek, koparmak mubahtır.Kesilmesi ve koparılması haram olan ağaçlarla otları, budama ve benze­ri bir ıslah maksadı olmaksızın kesmek haramdır. Ama böyle bir maksatla ke­silmeleri caizdir.
Harem dahilindeki kurumuş ağaçları kesip koparmak ve kökten söküp çı­karmak caizdir. Kurumuş otları da kesmek caizdir. Ama kökten çıkarmak ke­sinlikle caiz değildir. Fakat otların bittiği yer bozulmuş, harap olmuş ise kök­ten çıkarılması da caiz olur.Köse otu gibi kendiliğinden bitip yetişen otla, hurma ağacı gibi insanlar tarafından ekilen ağaçlar arasında bu hükümler bakımından bir farklılık yok­tur. Harem dahilinde iseler bunlara ilişmek ve sataşmak kesinlikle haramdır.

Harem sınırları içinde kendiliğinden biten otlarla tahıllara ihramlı kimsele­rin zarar vermeleri mutlak surette haramdır. Ama bunlar insanlar tarafından ekilmiş iseler, ihramlı kimselerin bunları kesip koparmaları caiz olduğu gibi ih­ramda olmayanların da kesip koparmaları caizdir.Koparma ve kesme yasağından birkaç durum istisna edilmiştir:Hurma ağacının budağı ve ağaç yaprağı koparılabilir. Bunları koparırken ağaca zarar verecek bir harekette bulunulmamalıdır. Aksi takdirde koparmak haram olur.Ağaçtaki meyve koparılabilir.Misvak dalı koparılabilir.Harem sınırları içindeki ağaç ve otlarla hayvanlar otlatılabilir.

C) İhramlı Kişiye Mubah Olan Hususlar
Hac veya umre ihramında bulunan kişinin yapması haram olan fiiller ön­ceki bölümde maddeler halinde sıralanıp açıklanmıştı. Bu bölümde ise ihram­lı kişinin yapmasında herhangi bir cezanın söz konusu olmayacağı mubah olan hususlar yine maddeler halinde sıralanıp açıklanacaktır. Şöyle ki:

a) İhramlının saçını tıraş ettirmeksizin başına hacamat vurdurması, kan aldırması mubahtır.

b) İhramlının, saç veya tüylerinin kopmasına yol açmayacak şekilde teni­ni ve saçını kaşıması mekruh; saç veya tüylerinin kopmasına yol açacak şe­kilde kaşıması ise haramdır.
Hanefî mezhebine göre saç ve tüylerinin kopmasına yol açmayacak şe­kilde tenini ve saçını kaşıması mubahtır.

c) İhramlının temizlenmek için yıkanması mubahtır. Yıkanırken kokulu sabun ve benzeri temizleyici maddeler kullanması caizdir.

Hanefî mezhebine göre de ihramlı kişinin yıkanması caizdir, ama kokulu sabun ve benzeri temizleyici maddeler kullanması caiz değildir. (Cezîrî, Mezâhib, 1/650.)

d) İhramlının ağaç, çadır, şemsiye, ev ve benzeri şeylerin altında gölge­lenmesi caizdir. Bu sayılan şeylerin, ihramlının başına veya yüzüne değmesi­nin bir sakıncası yoktur. Ama ihramlı kişi, örfe göre örtünme aracı olarak kul­lanılan abâ gibi bir şeyi başının üzerine koyar ve onunla örtünmeyi kasteder­se ihram yasağını işlemiş olur. (Cezîrî, Mezâhib, 1/651.)

Hanefî mezhebine göre ihramlı kişi şemsiye ve benzeri şeylerin gölgesin­den yararlanırken bunları başına değdirmemelidir. Aksi takdirde ihram yasa­ğı işlemiş olur.

e) İhramlının ceket ve pardesü gibi giysileri giymeden, kollarını geçirme­den omzuna atması mubahtır.

f) İhramlının dikişli de olsa para kemeri ve kayış gibi şeyleri beline bağla­ması, omuzuna çanta asması, yüzük, kol saati, gözlük ve gaz maskesi takma­sı mubahtır.

g) İhramlının yorgan, battaniye ve benzeri şeyleri, başını dışarıda tutacak şekilde üzerine örtmesi mubahtır.

h) İhramlının diş çektirmesi, kan aldırması, iğne vurulması, kırılmış olan tırnaklarını kesmesi, ihramlı olmayanların nikâhında şahitlik etmesi, ehlî hay­vanları kesmesi, av hayvanı olmayan karga, çaylak, yılan, akrep, sinek, fare ve pire gibi hayvanları öldürmesi, saldırgan köpek, kurt ve kaplan gibi yırtıcı hayvanları öldürmesi, deniz hayvanlarını avlaması mubahtır.

D) İhramlının Mekke’ye Girerken Yapması Gereken Şeyler
İhramlı kişinin Mekke-i Mükerreme’ye girerken yapması gereken sünnet, müstehap ve mendup türünden bazı işler vardır ki, bunları şöyle sıralayabiliriz:

a) İhramlının Mekke’ye girerken gusletmesi sünnettir Bu gusül kudüm ta­vafı için olmayıp temizlik amaçlıdır Şu halde Mekke’ye girecek olan ihramlı kadın âdet halinde bulunsa bile bu guslü yapmalıdır

b) İhramlının Mekke’ye gündüzleyin girmesi müstehaptır Kâbe-i Muaz-zama’yı tazimde bulunmak maksadıyla onunla karşı karşıya gelmek için giriş, Mekke’nin üst tarafında Bâb-ı Muallâ diye bilinen kapıdan yapılmalıdır Mek­ke’ye giren kişi, eşyalarını güvenli bir yere bıraktıktan sonra ilk iş olarak Mes-cid-i Harâm’a gitmelidir Gündüzleyin girildiğinde mescide Benî Şeybe kapı­sından girmek menduptur Girerken telbiye getirmek, tevazu ve huşu halinde olmak gerekir Kabe ilk görüldüğünde elleri kaldırıp tekbir ve tehlil getirilmeli ve şu dua okunmalıdır:

“Allahım! Şu beytin şeref, azamet, üstünlük ve heybetini artır Onu hac veya umre yaparak tazim edip şerefine şeref katanların şeref, üstünlük, aza­met ve iyiliklerini artır Allahım! Sen noksanlıklarından salimsin Esenlik sen­den gelir Bizi esenlik içinde yaşat”
Mescid-i Harâm’a giren kişi yukarıdaki duayı okuduktan sonra Kabe’yi ta­vaf eder

II İfâza / Ziyaret Tavafı
Tavaf kelimesi sözlükte “bir şeyin etrafında dönmek, dolaşmak” anlamı­na gelir. Terim mânası ise, Hacerülesved’in yanından veya hizasından başla­yarak Kabe’nin etrafında yedi defa dönmektir. Bu dönüşlerin her birine “şavt” denir

.Tavafın, Kabe’nin etrafında yapılması gerektiği şu âyet-i kerîmeden an­laşılmaktadır:“Ve Beyt-i Atîk’i (Kabe’yi) tavaf etsinler.”(Hac, 22/29,)

Üç çeşit tavaf vardır:
1

Kudüm tavafı İfrad veya kıran haccı yapacak olanların Mekke’ye var­dıklarında yaptıkları ilk tavaftır Yapılması sünnettir.

Hanefî mezhebine göre ise kıran haccına niyet edenlerin Mekke’ye var­dıklarında yapmaları gereken ilk tavaf, temettü‘ haccında olduğu gibi umre ta­vafıdır. (İbn Cemâa, Hidâyetü‘s-Sâlik, 2/759-760

2 )İfâza tavafı

Buna ziyaret veya rükün tavafı da denir. Bu tavafı yapma­yanın haccı tamamlanmış olmaz.Rükün veya ziyaret tavafı da denilen ifâza tavafı, haccın altı rüknünden biridir. Bu tavafı yapmayan kimsenin haccı bâtıl olur.İfâza tavafının vakti, kurban bayramının ilk gecesinde gece yarısından sonra başlar. Efdal olan, bu tavafın kurban bayramının birinci gününde yapıl­masıdır. Vakti, ömrün sonuna kadar devam eder. Ama bu tavaf yapılmadan ihramdan tam olarak çıkılmış olmaz. Dolayısıyla cinsel ilişki yasağı da devam eder. Bu tavaf yapıldıktan sonra geriye sadece teşrik günlerinde cemrelere taş atmak ve Mina’da gecelemek kalır ki bunlar da vaciptir. Bunlar, hac amel­lerinin sırasına göre ihramdan çıktıktan sonra yapılması gereken menâ——.

Hanefî mezhebine göre ifâza tavafının vakti, kurban bayramının birinci günü fecrin doğmasıyla başlar, ömrün sonuna kadar devam eder. Ancak İmam Ebû Hanîfe’ye göre bayramın üçüncü günü güneş batıncaya kadar ya­pılması vaciptir. Mazeret olmadan daha sonraya bırakılması durumunda ce­za olarak bir kurban kesmek gerekir.İmam Ebû Yusuf ile Muhammed’e göre ifâza tavafının kurban kesme günlerinde yapılması vacip değil, sünnettir. Mazeret olmadan daha sonrayabırakılması mekruh olmakla birlikte ceza gerektirmez. Şafiî ve Mâliki mezhep­lerine göre de hüküm budur
.
3. Veda tavafı. Buna tavaf-ı sader de denir. Yapılması vaciptir.

A) Tavafın Şartları
Hangi türden olursa olsun tavafın birtakım şartları vardır. Bu şartlara uyulmadan yapılan tavaf sahih olmaz. Şu halde yapılan bir tavafın sahih ol­ması için uyulması gereken şartlar sekiz tanedir:

1.Setr-i avret. Tavaf eden kişi, tıpkı namazdaymış gibi avret yerlerini ört­melidir. Avret yeri açık olarak tavaf eden kişinin yapmış olduğu tavaf geçerli olmaz.

2. Tavaf eden kişi, tıpkı namaz için gerekli olan hades ve necasetten te­miz olmalı; hayızlı, nifaslı, cünüp veya abdestsiz olmamalı; bedeninde veya elbise ya da ihramında pislik bulunmamalıdır.

3. Tavafa sol yanı ile, bedeninin tümünü veya bir kısmını Hacerülesved hizasına getirerek başlamalıdır. Öyle ki, bedeninin bir kısmı Hacerülesved’in bir kısmını geçip geride bırakmış olmamalıdır. Hacerülesved’den veya onun hizasından başka bir noktadan tavafa başlarsa, tavafın Hacerüiesved’e veya onun hizasına ulaşıncaya kadarki kısmı geçerli sayılmaz. Tavafı ondan son­ra başlamış olur. Tavafın bitimi de başlangıçtaki gibi yine Hacerülesved’in ya­nında veya hizasında olur.

4. Kişi, tavafta kendi doğrultusunda ilerleyerek devir yaparken Kabe’yi sol tarafına almalıdır. Tavaf eden kişi, bütün bedeniyle Kabe’nin duvarı, duvarın alt tarafındaki tümsek kısmının (şâzervânın) ve Hatîm’in dışında bulunmalıdır. Tavaf esnasında Kabe’nin duvarına dokunan, şâzervân üzerinde yürüyen ve­ya Hatîm’in iki açık yerinin birinden girip diğerinden çıkan kişinin bu şekilde yapmış olduğu tavaf sahih olmaz. Aynı şekilde tavaf esnasında Kabe’yi kar­şısına alan veya ona arkasını dönen ya da Kabe’yi sağ tarafına alarak devir yapan yahut kendilerine tavaf yaptırmakta olduğu cemaate yüzünü dönüp ge­riye doğru devir yapan kişinin yaptığı tavaf sahih olmaz.

5. Tavaf, her biri usulüne göre Kabe’nin etrafında bir def. dönmek anla­mına gelen yedi şavt olarak yapılmalıdır. Yedi şavttan birini eksik yapan kişi­nin tavafı sahih olmaz.

6. Tavafın Mescid-i Harâm’da yapılması. Tavaf, metâfta, yani Kabe’nin etrafında, revaklı kısmın birinci veya ikinci katında ya da ikinci katın damında yapılması gerekir.

7. Tavaf eden kişi tavaf esnasında başka bir işle meşgul olmamalıdır. Başka bir işe yöneldiği anda tavafı kesintiye uğrar.

8. Tavafa başlarken niyet edilmelidir. İfâza ve kudüm tavafı dışında kalan diğer tavaflar için niyet şarttır. Hacca niyet edilirken bu iki tavaf da hac menâ-sikinin kapsamına girdiğinden, kendileri için ayrıca niyete gerek kalmaz.Niyetin Hacerülesved hizasında yapılması gerekir. Hacerülesved’i geçtik­ten sonra yapılan niyet, şavtın tamamlanıp tekrar Hacerülesved hizasına ge­linmesine kadar geçerli olmaz. Ama şavt tamamlanmadan geri dönülüp tek­rar Hacerülesved hizasına gelinirse, bu niyet geçerli olur.Kudüm (Mekke’ye ilk geliş) tavafı için özel olarak dokuzuncu bir şart da­ha vardır ki o da bu tavafın Arafat vakfesinden önce yapılmış olmasıdır. Ara­fat’ta vakfe yaptıktan sonra kurban bayramının ilk gecesi, gece yarısından sonra Mekke’ye giren kişinin kudüm tavafı yapması gerekmez.

B) Tavafın Vacipleri
Tavafın vacipleri dört olup şunlardır:
1. Tavaf eden kişi tavaf esnasında tavafa ters düşen davranış ve hare­ketlerden uzak durmalıdır.
2. Tavaf esnasında karşılaştığı insanları küçümsemekten sakınmalıdır.
3. Tavaf esnasında edep kurallarına riayet etmelidir.
4. Ellerini ve gözlerini her türlü günahtan korumalıdır.
C) Tavafın Sünnetleri

Tavafın sünnetleri sekiz tane olup şunlardır:

  1. Tavafa başlarken Kabe’ye karşı durularak Hacerülesved’in yanında ve Rüknülyemânî’ye taraf durulur. Hacerülesved’in tamamı tavaf edecek kişinin sağ yanında kalır. Bu kişinin sağ omuzu da Hacerülesved’in ucuna gelecek şekilde olur. Bundan sonra tavafa niyet edilir. Hacerülesved’e cephe vaziyeti alınarak Kabe’nin kapısı istikametinde yürümeye başlanır. Hacerülesved’i geçtikten sonra Kabe sol tarafa alınarak yürümeye devam edilir. Bu uygula­ma birinci şavta mahsustur.

2. Gücü yeten kişi -kadın da olsa- tavafı yürüyerek yapmalıdır. Mazeret­siz olarak tahtırevan üzerinde veya tekerlekli arabayla tavaf etmek, hilâf-ı ev­lâ olup mekruhtur.

Hanefî mezhebine göre gücü yetenlerin tavafı yürüyerek yapmaları va­ciptir. Ama mazeret halinde bu gibi araçlarla tavaf etmek caizdir.

Ayaklar incinmeyecekse tavafı yalınayak yapmak efdaldir. Sevabı çok ol­sun diye tavafı kısa adımlarla yapmak menduptur. İlk tavafta Hacerülesved’e el sürmek ve hafifçe öpmek menduptur. Kadınların böyle yapmaları sünnete uygun değildir. Meğerki gece veya gündüz tavaf ederken Kabe’nin etrafı ten­ha olsun. O takdirde kadınların da ilk tavafta Hacerülesved’e el sürüp hafifçe öpmeleri mendup olur.
Erkeğin ziyaret esnasında alnını Hacerülesved’in üzerine koyması müs-tehaptır. El sürme ve öpme mümkünse üç kez tekrarlanmalıdır. El sürme im­kânını bulamayan kişi, baston ve benzeri bir şeyi Hacerülesved’e dokundurur ve bastonun taşa dokunan kısmını öper. Bunu da yapamazsa eliyle veya elin­deki bir şeyle Hacerülesved’e işaret eder. Bunu sağ eliyle yapması efdaldir. Bu hareketi tavafın her şavtında yapmak sünnettir.

3. Her şavtın başlangıcında Hacerülesved’e el sürerken, elleri iftitah tek­biri esnasında kaldırır gibi kaldırmalı ve şu dua okunmalıdır:

“Allahım! Sana iman ederek… Senin kitabını tasdik ederek… Ahdine ve­fa göstererek peygamberin ve Efendimiz Muhammed’in (s.a.v) sünnetine tâbi olarak bu tavafı yapıyorum.”
Bu duayı ilk şavtta okumak, diğerlerine nisbetle daha müekked bir sün­nettir.
4. Tavaf eden erkek, ilk üç şavtta koşmaksızın ve atlamaksızın seri bir şekilde, diğer şavtlarda ise sükûnetle yürümelidir. Kadın ise erkeğin aksine kendi normal yürüyüşüyle tavafını yapmalıdır.

5. İlk şavtta sağ el ile Rüknülyemânî istilâm edilmeli (elini üzerine koyma­lı) sonra da bu el ağza sürülmelidir.
6. Tavaf eden erkek -küçük yaşta olsa bile- ıztıbâ’ yapmalıdır. Iztıbâ‘, ri-dânın ortasını sağ omuzun altına alıp iki ucunu da sol omuzun üzerine atmak­tır.
7. İzdiham ve eziyet olmaması durumunda tavaf yapmakta olan erkek ve çocuklar Kabe’ye yakın olmalıdır. Kadınların ise kendilerini koruyup muhafa­za etmeleri için Kabe’den uzak durmaları ve kalabalığın arasına girmemeleri uygun olur.
8. Tavafın şavtları arasına fasıla konulmamalıdır. Söz gelimi tavaf esna­sında kasten de olsa kendisinde hades hali vuku bulan bir kişi temizlenirse, tavafın geri kalan kısmını tamamlayabilir. Ama tavafa yeniden başlaması da­ha faziletli olur.
Aynı şekilde tavaf yapmaktayken namaz kılındığını gören kişi tavafı bıra­kıp cemaate katılarak namaz kılabilir. Namazdan sonra kaldığı yerden tavafa devam edebilir. Ama bu durumda da tavafa yeniden başlaması daha faziletli olur.
9. Tavaftan sonra iki rek’at tavaf namazı kılınmalıdır.

Hanefî mezhebine göre tavaftan sonra iki rek’at tavaf namazının kılınma­sı vaciptir.

Farz bir namazı veya tavaf namazından başka bir nafileyi kılmak da ta­vaf namazı yerine geçer. Bu namazları tavaftan hemen sonra kılmak, namaz­dan sonra Hacerülesved’i istilâm etmek (öpmek veya elini üzerine sürerek zi­yaret etmek) bundan sonra da eğer gerekiyorsa sa’y etmek menduptur.
Tavaf namazının makam-ı İbrahim’in arkasında kılınması, burada kılına-madığı takdirde Hatîm’de, burada da mümkün olmaması halinde Kabe’ye ya­kın bir yerde kılınması çok faziletlidir.
Tavaftan sonra aradan çok uzun bir fasıla geçse bile bu iki rek’atlık na­maz, kılınması istenen bir sünnettir.Tavafı sebepsiz olarak yarıda bırakmak, tavaf esnasında özürsüz olarak -elbise ve mendil gibi bir şeye olsa bile- tükürmek, elleri arkadan bağlamak, esneme hali dışında elleri ağzın üstüne koymak, parmakları çıtlatmak, küçük veya büyük abdest sıkışıklığı halinde tavaf ekmek mekruhtur.

Tavaftan sonra bol bol zemzem suyu içilmelidir. Bu, mübarek bir sudur. Bereketinden istifade etmek için, bu sudan biraz da memlekete getirilip aile bi­reylerine ve gelen hacı ziyaretçilerine ikram edilmelidir. Sevgili Peygamberi­miz de Medine’ye zemzem suyu götürmüştür:Abdullah b. Ömer’den (r.a) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v) Hu-deybiye Antlaşması sırasında bir Kureyşli’ye, kendisi için Hudeybiye’ye zem­zem suyu getirmesini söyledi; adam getirdi. Resûlullah (s.a.v) o suyu Medi­ne’ye götürdü. (Kütüb-i Sitte Muhtasarı, 5/103.)

III. Safâ-Merve Arasında Sa’y Etmek
Safa ve Merve tepeleri arasında sa’y etmek, haccın rükünlerindendir. Bu yapılmadığı takdirde hac bâtıl yani geçersiz olur.

Hanefî mezhebine göre ise sa’y etmek, rükün olmayıp vaciptir. Yapılma­ması durumunda hac bâtıl olmaz, eksik kalır. Bu eksiklik de kurban keserek telâfi edilebilir.

Sa’yin birtakım şart, mendup ve mekruhları vardır. Şartlarını şöyle sırala­yabiliriz:

A) Sa’yin Şartları
1. Sa’ye Safa tepesinden başlanmalı, Merve tepesinde sona erdirilmeli-dir. Safa’dan Merve’ye gidiş bir şavt, Merve’den Safâ’ya dönüş ise ayrı bir şavttır.

2. Sa’y tam olarak yedi şavt olmalıdır. Şavt sayısında şüpheye düşen ki­şi, üzerinde şüphe ettiği sayının en azını esas alır, geri kalanını o sayıya gö­re tamamlar. Her şavtta Safa ile Merve arasındaki mesafenin tamamını katet-melidir.

3. Sa’y, hac veya umre ibadetleri dışında başka bir niyetle yapılmamalı­dır. Meselâ yarış maksadıyla yapılan sa’y sahih olmaz.

4. Sa’y, ziyaret veya kudüm tavafından sonra yapılmalıdır.
(Şafiî mezhebi dışındaki diğer mezheplere göre herhangi bir nafile tavaf­tan sonra da yapılabilir).

Kudüm tavafıyla sa’y arasına Arafat vakfesi girmiş olmamalıdır. Söz ge-limi kudüm tavafından sonra Arafat’ta vakfe yapmış olan kişi, bu takdirde sa’yi yapmayıp ziyaret tavafının sonrasına ertelemelidir.

B) Sa’yin Mendupları
1. Sa’y etmek için Safa tepesine giderken Mescid-i Harâm’ın Safa kapı­sından çıkılmalıdır.
2. Kabe’yi görebilecek kadar Safa tepesinin üzerine çıkılmalıdır. Kadınla­rın böyle yapmaları ise sünnete uygun değildir.

3. Safa ile Merve’de okunması gereken dualar okunmalıdır. Kişi, Safa te­pesinin üstüne çıkmış olsa da olmasa da, Kabe’yi gördüğünde şu duayı oku­malıdır:

“Allah en büyüktür (üç defa). Hamd Allah’a mahsustur. Bize doğru yolu gösterdiği için Allah en büyüktür. Bize iyilik ve ihsanda bulunduğu için O’na hamdediyoruz. Allah’tan başka ilâh yoktur. O birdir, ortağı yoktur, hükümran­lık O’nundur. Övgüler O’nadır. O yaşatır, O diriltir. Hayır O’nun elindedir. O her şeye güç yetirendir. Allah’tan başka ilâh yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Va­dini yerine getirmiş, kuluna (Muhammed’e) yardım etmiş, (İslâm’a ve müslü-manlara saldıran müşrik) gruplarını yalnız başına yenilgiye uğratmıştır. Al­lah’tan başka ilâh yoktur. O’ndan başkasına kulluk etmeyiz. Kâfirler hoşlan-masalar da ihlâslı dindarlar olarak yalnızca O’na ibadet ederiz.”
Sa’y etmekte olan kişi bu duadan sonra bildiği başka duaları da okur.

4. Sa’y eden kişi hadesten temiz olmalı; abdestsiz veya cünüp olmama­lıdır. Necasetten temiz olmalı; bedeninde ve üzerindeki giysilerde ya da ihra­mında pislik bulunmamalıdır. Avret yerleri örtülü olmalıdır.
5. Sa’y yürüyerek yapılmalıdır. Mazereti olanlar tekerlekli arabaya bine­rek de sa’y yapabilirler.
6. Sa’y eden erkekler, mes’âdaki (sa’y edilen yerde) yeşil ışıklı iki direk arasında hem gidişte hem de dönüşte hervele yapmalı, koşar adımlarla git­melidirler. Bu iki direkten önce ve sonra ise normal yürüyüşle sa’ye devam et­melidir. Kadınlar ise hervele yapmazlar.
7. Sa’y esnasında şu dua çokça okunmalıdır:

“Rabbim! Bağışla ve merhamet eyle. Bildiğin günahlarımdan vazgeç, on­ları affedip temizle. Şüphesiz ki, en fazla izzet ve kerem sahibi sensin.”
8. Sa’y, tavaftan hemen sonra yapılmalıdır. Sa’y şavtlarının arasına fasıla konulmamalıdır. Mazeretsiz olarak sa’y esnasında durmak, sa’yi tekrarlamak ve sa’yin sünneti niyetiyle sa’yden sonra iki rek’at namaz kılmak mekruhtur.

IV. Arafat’ta Vakfe Yapmak
Haccın rükünlerinin dördüncüsü Arafat’ta vakfe yapmaktır. Bu vakfenin uyanıkken, uyurken, oturarak, ayakta durarak veya yürüyerek, her halde ve şekilde yapılması mümkündür. Arafat’ta vakfe yapmanın haccın rüknü olduğu hususunda mezhepler arasında görüş birliği vardır. Nitekim bir hadis-i şerifte Arafat vakfesinin hac ibadeti için önemi şöyle açıklanmaktadır:Abdurrahman b. Ya’lâ ed-Dilî’den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: Hz. Pey­gamber (s.a.v) Arafat’ta iken bir görevli tayin ederek halka şunu duyurmasını emretti:“Hac Arafat’tır. Kim cem (Müzdelife) gecesi fecrin doğmasından önce (vakfeye) yetişirse, hacca ulaşmış demektir.” (Tirmizî, Hac, 57; Ebû Davud, Menâsik, 69; Nesâî, Hac, 211; ibn Mâce, Menâsik, 37.)

A) Arafat Vakfesinin Şartları
1. Arafat’ta vakfe, kendine özgü vakitte yapılmalıdır. Bu vakit, zilhicce ayının dokuzuncu günü güneşin zevale ermesinden itibaren başlayıp ertesi günün fecrinin doğuşuna kadar devam eder. Bu süre içinde bir an olsa bile Arafat’ta bulunmak yeterli olur.
2. Vakfe yapan kişi ibadet ehliyetine sahip olmalıdır. Deli veya aklı başın­da olmayan sarhoşun vakfesi geçerli olmaz. Ayılması umulmayan baygın kimse de bu hususta deli gibidir. Ayılması umuluyorsa, ayılıncaya kadar ihramlı sayılır.

B) Arafat Vakfesinin Sünnetleri
1. Vakfe yapan kişi, kendisi için bir zorluk söz konusu değilse, Cebelirah-me’nin alt tarafında, sevgili Peygamberimiz’in vakfe yapmış olduğu büyük ka­yalıkların yanında vakfesini yapmalıdır. Bu kolay olmuyorsa, mümkün oldu­ğunca buraya yakın bir yerde vakfe yapmalıdır. Bu, erkekler için geçerli olan bir hükümdür. Kadınların ise vakfe yerinin kenarında oturmaları menduptur. Cebelirahme’ye çıkmanın hiçbir fazileti yoktur. Sevgili Peygamberimiz oraya çıkmamıştır.
2. Vakfe esnasında çokça dua, zikir ve tehlil okunmalıdır. Meselâ o es­nada şu dua okunabilir:

“Allah’tan başka ilâh yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Hükümranlık O’nun dur. Hamd O’na mahsustur. O, her şeye güç yetirendir. Allahım! Kalbimi fe­rahlat, işimi kolaylaştır. Allahım! Dediğimiz gibi ve dediğimizden de alâ bir şe­kilde övgüler sana mahsustur.”Bunun dışında bilinen başka duaları da okumak menduptur. Her dua üç kez tekrarlanmalıdır. Dualara hamd, temcid, teşbih ve sevgili Peygamberimiz’e salât ile başlanmalı, sonra da aynı şekilde âmin diyerek tamamlanmalı­dır. Çokça ağlayıp tazarruda bulunarak niyazda bulunmalı, Haşr ve İhlâs sû­releri okunmalıdır. Sevgili Peygamberimiz bununla ilgili olarak şu müjdeyi ver­mişlerdir:“Arefe gününde 1000 kere Kul hüvallahü ahad (sûresini)okuyan kişiye dilediği ne varsa hepsi verilir”(Zühaylî, el-Fıkhü‘l-İslâmî, 3/2166.)

“Bir kimse elli defa Kul hüvallahü ahad (sûresini) okursa elli senelik gü­nahı bağışlanır.” (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân, 24.)
Arafat’ta okunması uygun olan dualardan bazıları şunlardır:

“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru. Allahım! Ben kendime çok yazık ettim. Günahları bağışlayan da ancak sensin. Kendi katından bir bağışlama ile beni bağışla ve bana mer­hamet eyle. Şüphesiz sensin çok bağışlayan ve esirgeyen.”

“Allahım! Beni günahın zilletinden itaatin izzetine taşı. Haram işlemeyi bı­raktırarak helâllerinle beni yetindir. Lutfunla beni zenginleştirerek senden baş­kasına beni muhtaç eyleme. Kalbimi ve kabrimi nurlandır, beni doğru yola ilet. Bütün kötülüklerden beni koru, bütün iyilikleri bana nasip eyle. Allahım! Bensenden doğru yola ermeyi, yasaklarından uzak durmayı, iffetli, müstağni ve tenezzülsüz biri olmayı bana nasip etmeni diliyorum.”Dua ederken abdestli olmalı, kıbleye yönelip eller semaya kaldırılmalı ve ses de fazla yükseltilmemelidir.
3. Helâl rızık yemeye, hâlis niyetli olmaya özen gösterilir. Boyun büküp eziklik ve hüzün hali içinde durulur. Fazla rahatsız etmiyorsa güneşte bekle­mek daha faziletlidir. Vakfeye durmadan önce mümkün olduğunca kalbi dün­yevî meşgalelerden arındırmak gerekir. Başkalarının gelip geçmelerine engel olmamak için yol üzerinde vakfe yapmaktan kaçınılmalıdır.
4. Vakfe esnasında cünüp veya abdestsiz olmamak, bedeni ve ihramı pisliklerden uzak tutmak gerekir. Avret yerlerini örtülü tutmaya dikkat edilme­li, dilenciler kovulmamalı, Allah’ın hiçbir yaratığı küçümsenmemeli, kavga et­mekten ve kötü sözler sarfetmekten uzak durmalıdır.
5. Gece ile gündüzü bir araya getirip birleştirmek için güneşin batışına kadar Arafat’ta beklenmelidir.

Hanefî mezhebine göre Arafat’ta güneşin batışına kadar beklemek vacip­tir. Gündüz vakti orada vakfe yapanların güneş batmadan önce Arafat’tan ay­rılmaları halinde ceza olarak kurban kesmeleri gerekir.

V. Saçın Tıraş Edilmesi veya Kısaltılması (Halk veya Taksir)
Hac veya umre ibadetini yerine getiren erkeklerin saçlarını tıraş etmeleri veya kısaltmaları, kadınların ise yalnızca kısaltmaları, yaptıkları hac veya um­renin rüknüdür. Erkeklerin saçlarını tıraş etmeleri, kısaltmalarına nisbetle da­ha faziletlidir. Saçın tıraş edilmesinin veya kısaltılmasının hac ve umre menâ-sikinden olduğu şu âyet-i kerîmeyle bildirilmiştir:“Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, kork­madan Mescid-i Haram’a gireceksiniz.” (Feth 48/27.)

Kadınların saçlarını tıraş etmeyip kısaltmaları gerektiği hususunda mez­hepler arasında görüş birliği vardır. Bu konuda sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kadınların saçlarını tıraş etmeleri gerekmez. Onlara dü­şen, saçlarını sadece kısaltmaktır.”(Ebû Davud, Menâsik, 78.)

Kadınların saçlarını parmak ucu kadar kısaltmaları yeterlidir.Erkeklerin saçlarını tıraş ederken veya kısaltırken sakal ve bıyıklarından da biraz almaları müstehaptır. Saçı dökük olan kimsenin, tıraş bıçağını başı­nın üzerinde dolaştırması müstehaptır.

Hanefî mezhebine göre ise böyle yapmak vaciptir.

Baştaki saçın tamamını tıraş etmek, erkekler için daha faziletli olmakla birlikte üç telin kesilmesi, koparılması veya ucundan kesilmesi de yeterli olur.

Hanefî mezhebine göre ise başın en az dörtte birinin tıraş edilmesi veya parmak ucu miktarınca kısaltılması gerekir.

Saçı tıraş etmenin veya kısaltmanın yeri ve zamanı
Cemrelere taş atmanın, kurban kesmenin ve tıraş olmanın vakti, kurban bayramının birinci gecesinde gece yarısından itibaren başlar. Ama sünnete uygun olan sıraya göre önce cemrelere taş atmalı, sonra kurban kesmeli, ar­dından tıraş olmalı, en sonunda da farz olan ziyaret tavafını yapmalıdır.
Tıraş, ifâza (ziyaret) tavafı ve sa’yin son vakti yoktur. Tıraş olmayı bay­ramdan sonraya erteleyen veya cemrelere taş atmadan önce kurban kesen yahut ziyaret tavafını yapan kişinin, bunları bilerek yapmış olsa dahi ceza kur­banı kesmesi gerekmez. Ne zaman tıraş olur veya saçını kısaltırsa, rüknü o zaman yerine getirmiş olur. Ziyaret tavafı ve sa’yde de hüküm budur. Hacı bu üçünü yapıncaya kadar ihramlı kalır, ihram yasakları devam eder. Ama bun­ları kurban kesme günlerinde yapması, daha sonraya bırakmasından efdaldir. Mazeretsiz olarak sonraya bırakması mekruhtur.Sünnete uygun olan, tıraşı Mekke’de olmaktır. Tıraşı erteleyip Mekke’den çıktıktan sonra olmak, tahrîmen mekruhtur.

İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed’e göre tıraş olmanın yeri Harem bölgesidir. Hac veya umre ibadetini yerine getiren kişi, Harem bölgesi dışın­da tıraş olmakla da ihramdan çıkar, fakat ceza gerekir. İmam Ebû Yusuf ve Züfer’e göre ise Harem bölgesi dışında tıraş olana ceza gerekmez.

Tıraş olmanın veya saçı kısaltmanın hac veya umre ihramındaki kişiye etkisi
Hac veya umre ihramında bulunan bir kişi, zamanı gelip de tıraş olur ve­ya saçını kısaltırsa, ihramın nikâh akdetmek, cinsel ilişkide bulunmak ve fahişmübaşeret yani çıplak vücutla sarmaş dolaş olmak dışındaki diğer yasakları kendisine mubah olur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “(Cemrelere taş) atıp tıraş olduğunuzda kadınlar hariç olmak üzere koku sü­rünmek, elbise giymek ve her şey size helâl olur.” (Ahmed, el-Müsned, 6/143.)

Hacda tahallül / ihram yasaklarının sona ermesi
Hacda iki kademeli tahallül vardır. Birinci kademedeki tahallül; cemrelere taş atma, tıraş olma ve ziyaret tavafından herhangi ikisini yapmakla gerçekle­şir. Bu tahallülden sonra nikâh akdetmek, fahiş mübaşerette bulunmak ve cin­sel ilişki dışında kalan bütün ihram yasakları sona erer.İkinci kademedeki büyük tahallüle gelince bu, yukarıda sayılan ve birinci tahallül için ikisi yapılmış olan üç şeyin üçüncüsünü yapmakla gerçekleşir. Buna göre hac ibadetini ifa etmekte olan bir kişi cemrelere taş atar, tıraş olur, sonra da ziyaret tavafını yaparsa, artık bütün ihram yasakları kendisine mu­bah olur ve ihramdan tamamıyla çıkmış olur.Bundan sonra ihramlı olmaksızın cemrelerin kalan kısımlarına Mina gün­lerinde taş atması ve o günlerin gecelerinde Mina’da gecelemesi gerekir.Ancak cemrelere taş atma günlerinin gecelerinde Mina’da gecelemek, Hanefî mezhebine göre vacip değil, sünnettir. (Şirbînî, Mugnil-Muhtâc, 2/272-273; Zühaylî, el-Fıkhü‘l-İslâmî, 3/2289-2290.)

VI. Hac Rükünlerinin Çoğu Arasında Tertibe Uymak
Hac rükünlerinin altıncısı da, buraya kadar sayılan rükünlerin çoğu ara­sında tertibe uymaktır. Buna göre hac ibadetini yerine getirmeye niyetlenen bir kişi önce ihrama girmeli, kudüm (geliş) veya ifâza (ziyaret) tavafından son­ra sa’y etmeli, Arafat vakfesini ifâza tavafından ve tıraştan önce yapmalıdır. Çünkü Resûlullah (s.a.v) haccederken hac amellerini bu sıraya göre yapmış­tır. Ona uymuş olmak için bu sıraya riayet etmek gerekir. Zira o, bir hadis-i şe­riflerinde, hac ibadetlerinin eda ediliş şeklini kendisinden öğrenmemizi şöyle emretmiştir:“Hac ibadetlerinizi nasıl yapacağınızı benden öğrenin. (Müslim, Hac, 310; Ebû Davud, Menâsik, 78; Nesâî, Hac, 220.)

Bu rükünlerden birinin yapılmaması durumunda hac geçersiz olur ve kur­ban kesmekle telâfisi de mümkün olmaz.Arafat vakfesi hariç, haccın rükünleri aynı zamanda umrenin de rükünle­ridir. Umrenin rükünlerinin tümünün sırasıyla yerine getirilmesi zorunludur. Buna göre umrenin rükünleri sırasıyla şunlardır:
1. İhrama girmek.
2. Tavaf etmek.
3. Sa’y etmek.
4. Tıraş olmak veya saçı kısaltmak.
5. Bu sıralamaya riayet etmek( Şirbînî, Mugni’l-Muhtâc, 2/285.)

HACCIN VACİPLERİ
Vacip ile rükün, her biri ayrı ayrı yapılması gereken vecibe demektir. Ge­nelde mâna ve hüküm bakımından aralarında fark yoktur. Yalnız hac ibade­tinde bu ikisi arasında fark vardır. Şöyle ki: Vacibin yapılmaması durumunda hac bozulmaz, ama eksik kalır. Bu eksiklik de bir ceza kurbanı kesmekle te­lâfi edilir.Rükünlere gelince, bunlar yapılmadıkça hac ibadeti tamamlanmış olmaz. Bunlardan birinin yapılmamasıyla meydana gelen eksiklik, ceza kurbanı kes­mekle telâfi edilemez; yeniden haccetmek gerekir.

Haccın genel vacipleri beş tane olup şunlardır:
1. Mîkatta ihrama girmek
Haccetmek isteyen bir kişinin daha önce hac ve umre için açıkladığımız mîkat mahallinde ihrama girmesi gerekir. İsteyen, mîkat mahalline varmazdan önce de ihrama girebilir. İhrama girmeksizin mîkat mahallini geçen ve ihram-sız olarak Harem bölgesine giren kişi, haccın vaciplerinden birini terketmiş olur. Bundan dolayı da ceza kurbanı kesmesi gerekir. Ancak henüz umre ve­ya kudüm (Mekke’ye ilk geliş) tavafını yapmadan tekrar mîkat mahalline dö­nüp orada ihrama girerse, ceza kurbanı kesmekten kurtulur.

2. Müzdelife’de gecelemek
Müzdelife, Mina ile Arafat arasında yer alan ve Harem sınırları içinde bu­lunan bir yerdir. Hacılar Arafat vakfesini yaptıktan ve güneş battıktan sonra Arafat’tan inip Müzdelife’ye vardıklarında, gece yarısından sonra bir dakikalı­ğına da olsa burada durmaları vaciptir. Bunun için gece yarısından sonra bi­raz durması yeterli olur. Fecir doğuncaya kadar beklemesi vacip değildir. Şu halde gece yarısından önce hiçbir mazereti olmadan Müzdelife’den ayrılan bir kişi vacibi yerine getirmiş olmaz. Bundan dolayı bir ceza kurbanı kesmesi ge­rekir.

Hanefî mezhebine göre Müzdelife vakfesinin zamanı, kurban bayramının birinci günü sabahı, fecr-i sâdıktan güneşin doğmasına kadar olan müddettir. Şu halde fecr-i sâdıkın doğmasından önce Müzdelife’den ayrılan bir kişi, ora­ya tekrar dönmediği takdirde Müzdelife vakfesini yerine getirmiş sayılmaz.
Gecenin tamamını Müzdelife’de geçirmek ve ortalık iyice aydınlandıktan sonra Mina’ya hareket etmek ise bütün mezheplere göre sünnettir.Belirlenen müddetler içinde -çok kısa da olsa- herhangi bir anda ister uyanık ister uykuda, isterse bayılmış halde olsunlar, orada bulunan kimseler Müzdelife vakfesini yapmış sayılırlar.

3. Cemrelere taş atmak
Hacının, Arafat’tan inip Müzdelife’de geceledikten sonra, Mina’nın ucun­da ve Mekke’ye yakın olan kısmında bulunan Akabe cemresine yedi tane taş atması vaciptir.Her taşın belirlenen yere (havuza) düşmesi gerekir. Bu taşlamanın vakti, Müzdelife vakfesinden sonra bayram gecesinin yarısından itibaren başlar ve aynı gün güneşin batışına kadar devam eder. Bu, ihtiyarî olan vakittir. Ama güneşin batmasından sonra atılması da caizdir. (Şirbînî, Mugni’l-Muhtâc, 2/271.)

Kurban bayramının iki, üç ve dördüncü günlerinde önce Mescid-i Hayf’e yakın olan ve bu mescidin güneyinde bulunan küçük cemreye, sonra orta cemreye, en sonunda da Akabe cemresine yedişer tane taş atılması ve taş­larken de bu sıraya riayet edilmesi vaciptir. Sıralamaya uyulmaması halinde, sıralamaya uyularak yeniden taşlamak gerekir. Bu cemrelerin yerleri Mina bölgesinde olup bellidir ve halk arasında yukarıdaki sıraya göre bunlara kü­çük, orta ve büyük şeytan denmektedir.Teşrik (bayramın iki, üç ve dördüncü) günlerinde üç cemreye taş atma zamanı, öğle namazı vaktinin girmesiyle başlar ve güneşin batışına kadar de­vam eder. Ancak bu zaman içinde taş atmayan kişi, gece de atabilir. Hatta gü­nün taşlarını atamayan kişi, ertesi günde atabilir ve bundan dolayı da cezalı duruma düşmez.Özetle kurban bayramının ilk gününde yalnızca Akabe cemresine taş atı­lır. Orta ve küçük cemrelere atılmaz. Bayramın iki, üç ve dördüncü günlerin­de ise her üç cemreye yedişer taş atılır. Böylece atılan taşların sayısı toplam olarak yetmişi bulur.Bayramın üçüncü günü akşama doğru üç cemreyi taşlayıp güneş batma­dan önce Mina sınırından ayrılan bir hacının, bayramın dördüncü gecesi Mi-na’da kalma ve ertesi gün üç cemreyi taşlama mecburiyeti üzerinden kalkar. Bu hüküm, acele edip Mina’dan ayrılan hacıya yüce Allah tarafından bahşe­dilen bir kolaylıktır. Âyette şöyle buyrulmuştur: “Kim iki gün içinde acele edip (Mina’dan Mekke’ye) dönerse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa ona da gü­nah yoktur.” (Bakara 2/203.)

Ancak bayramın üçüncü günü güneş batmadan önce Mina sınırının dışı­na çıkmayan kişinin de, bayramın dördüncü gecesi Mina’da kalması ve erte­si gün de her üç cemreyi taşlaması gerekir.

Hanefî mezhebine göre Akabe cemresine taş atma zamanı, bayramın bi­rinci günü fecr-i sâdıkın doğmasıyla başlar ve ikinci günü yine fecr-i sâdıkın doğmasına kadar devam eder. Bu vakit içinde taşlama yapmayan hacının ce­za olarak bir kurban kesmesi gerekir. Bu taşlamanın güneşin doğuşundan öğ­leye kadar yapılması müstehap, öğleden sonra gün batı m ma kadar yapılması mubah, gün batımından sonra yapılması ise mekruhtur. Aynışekilde bayra­mın birinci günü fecrin doğusuyla güneşin doğuşu arasında yapılması da mek­ruhtur. Kurban bayramının ikinci günüüç cemre taşlanır. Taşlamaya küçükten başlayıp sonra orta cemrenin, ardından da Akabe cemresinin taşlanmasışek­lindeki sıraya riayet etmek sünnettir. Bu sıralamaya uymayan kişi, sünneti ter-ketmiş olsa da cezalı duruma düşmez. Bayramın ikinci ve üçüncü günlerinde taşlamanın vakti, güneşin zevalinden batmasına kadardır. Eğer Mina da kalı­nırsa bayramın dördüncü gününde de aynışekilde taşlama yapılır.

4. Mina’da gecelemek
Hac ibadetini yerine getirmekte olan bir kişinin teşrîk günlerinde cemrele­re taş attıktan sonra Mekke’ye dönüp orada yatması yeterli olmaz. Aksine teş­rîk günlerinin birinci ve ikinci gecelerinin çoğunu Mina’da geçirmesi gerekir.Teşrîk günlerinin üçüncü gecesine gelince, önce de belirtildiği gibi güneş batmadan önce Mina sınırından ayrılmak şartıyla geceleme vâcipliği ortadan kalkar ve ertesi günde cemreleri taşlama zorunluluğu da kalmaz.Yukarıda belirtilen şekilde cemreleri taşlamayan veya teşrîk günlerinin bi­rinci ve ikinci gecelerinin yarıdan fazlasını Mina’da geçirmeyen hacının, vaci­bi terketmiş olması sebebiyle bir ceza kurbanı kesmesi gerekir.Taşlama gecelerinde Mina’da kalmak, mazereti olmayan kimselere va­ciptir. Meselâ Mekke’de ya da yolda hacılara su dağıtmakla görevli olanlar, geceleme halinde canına veya malına zarar gelmesinden korkan kimseler gi­bi mazeret sahipleri Mina’da gecelemedikleri takdirde cezalı duruma düşmez­ler. Ama bunlar her halükârda cemrelere taş atma yükümlülüğünden kurtula­mazlar.

Hanefî mezhebine göre teşrîk günlerinin birinci, ikinci ve üçüncü gecele­rinin yarıdan fazlasını hacıların Mina ‘da geçirmeleri vacip değil, sünnettir. Bu sünnetin yerine getirilmemesinden dolayı herhangi bir ceza terettüp etmez. Ancak imkânlar elverdiğince bu sünnetin yerine getirilmesi için çaba sarfedil-melidir.

5. Veda tavafı
Hac veya umre ibadetini yerine getiren kişinin bu ibadetlerle ilgili menâ-siki tamamladıktan sonra Mekke’den ayrılacağı sırada veda niyetiyle Kabe’yi tavaf etmesi vaciptir. (Şirbînî, Mugni’l-Muhtâc, 2/280.)
Konuyla ilgili bir hadis-i şeriflerinde sevgili Peygam­berimiz şöyle buyurmuştur: “Sakın kimse, son vardığı yer Beytullah olmadıça (Mekke’den) ayrılıp bir yere gitmesin.” (Müslim, Hac, 379; Ebû Davud, Menâsik, 84.)

Veda tavafı hac ve umre ibadetlerinin en son yerine getirilenidir. Bu ne­denle veda tavafını yapan kimsenin artık Mekke’de durmaması, yola çıkmak için acele etmesi gerekir. Veda tavafını yaptıktan sonra yiyecek gibi yolda lâ­zım olan şeylerden başka bir şey satın alınır veya hasta ziyareti gibi yolculukla ilgisi olmayan bir işle meşgul olunursa, bu tavafın yeniden yapılması icap eder.Veda tavafını mazereti olmadan terkeden kimsenin ceza olarak bir kur­ban kesmesi gerekir. Ancak hayız veya nifas halinde bulunan kadınların ve­da tavafı yapmaları gerekmez.Abdullah b. Abbas’ın (r.a) bu konuda şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ka­dın hayızlı olduğu takdirde (veda tavafı yapmadan Mekke’den) ayrılıp yola çıkmasına ruhsat verildi. (Buhârî, Hayız, 27, Hac, 144; Müslim, Hac, 380.)

Hanefî mezhebine göre veda tavafının yapılması, haccedenlere vaciptir. Sadece umre yapanların veda tavafı yapmaları vacip değildir. Ziyaret tavafın­dan sonra yapılan nafile bir tavaf da veda tavafı yerine geçer. Veda tavafını yaptıktan sonra bir müddet daha Mekke’de kalan kişinin yeniden veda tavafı yapması gerekmez. Ancak bu tavafın Mekke’den ayrılmak üzereyken yapıl­ması müstehaptır.

Yukarıda sıralanan bu beş vacipten birini mazeretsiz olarak terkeden ha­cı günahkâr olur. Ancak bunlar haccın mahiyetini oluşturan esaslar olmadık­ları için terkedilmeleri durumunda hac bozulmaz, fakat eksik kalır. Bu eksikli­ğin telâfi edilmesi için ceza olarak bir kurban kesilmesi gerekir.

HACCIN SÜNNETLERİ
Haccın çok sayıda sünneti vardır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
1. Arefe gecesi Mina’da gecelemek. Burada gecelemek, istirahat maksa­dıyla sünnet kılınmıştır. Teşrîk gecelerinde gecelemekse vaciptir.
2. Muhassir vadisini süratle geçmek. Muhassir, Mina ile Müzdelife’yi birbi­rinden ayıran bir vadidir. Ebrehe ordusundaki fil buradan Öteye gitmediği için, yorgun düşüp âciz kalınan yer anlamında buraya Muhassir adı verilmiştir.
3. Erkeklerin saçlarını tıraş etmeleri, kadınların ise saçlarını kısaltmaları.
4. Meş’âr-i Haram’da vakfe yapmak. Buraya Kuzah dağı da denir. Müz-delife’nin bu bölgesinde bir mescid inşa edilmiştir. Hacılar burada Allah’ı zik­reder, kıbleye yönelerek ortalık aydınlanıncaya kadar dua ederler.
5. Mina’dan çıkmakta acele etmemek. Aksine teşrîk günlerinin tamamın­da orada kalmak sünnettir.
6. Okunması tavsiye edilen dualar okunmalıdır. Meselâ Kâbe-i Muazza­ma görüldüğünde şu duanın okunması uygun olur:

“Allahım! Beyt senin beytindir. Harem senin haremindir. Emniyet senin bahşettiğin emniyettir. Burası da cehennem ateşinden sana sığınan kimsenin bulunduğu bir makamdır.”
Rüknülyemânî ile Hacerülesved arasında şu duanın okunması uygun olur:

“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru.”
Cemrelere taş atarken şu duanın okunması uygun olur:

“Allahım! Haccımı kabul buyur, günahımı bağışla, emeğimi karşılıksız bı­rakma.”
Bu duayı okumakla birlikte cemrelere her taş atışta, telbiyenin yerine ge­çerli olmak üzere tekbir getirilmelidir. Çünkü ilk taşı atmakla birlikte telbiyeye son verilmektedir. (Şirbînî, Mugnri-Muhtâc, 2/268.)

Safâ-Merve arasında sa’y ederken de şu duanın okunması uygun olur:

“Rabbim! Bağışla ve merhamet et. Bildiğin günahlarımı bağışla. Şüphe­siz ki sen, sonsuz onur ve üstünlük sahibisin.”
7. Hacca gidecek olan kişi, yola çıkmadan borçlarını ödemelidir.
8. Küs ve dargın olduğu kimselerin gönlünü almalıdır.
9. Hac menâsikinin ne şekilde yerine getirileceğini öğrenmelidir.
10. Bütün günahlarından tövbe etmelidir.
11. Tanıdık, dost ve akrabalarıyla helâlleşmelidir.
12. Yola çıkmadan önce şahitler huzurunda vasiyetini yazdırmalıdır.
13. Hacca gidecek uyumlu ve ehl-i salâh bir arkadaş edinmelidir.
14. Gerek yolculuk esnasında gerekse hacda muhtaçların da isteklerini karşılamak için fazlasıyla para ve azığı beraberinde götürmelidir.
15. Her ziyaret ettiğinde Mescid-i Harâm’da çokça namaz kılmalı ve Ka­be’yi tavaf etmelidir.
16. Kıbleye yönelerek kana kana zemzem suyu içmeli ve içerken de şu duayı okumalıdır:
“Allahım! Peygamberin Muhammed’in (s.a.v) ‘Zemzem suyu ne niyetle içilirse onun içindir’ dediğine ilişkin rivayet bana ulaştı. Ben de onu dünya ve âhiret saadeti için içiyorum. Allahım, öyle yap.Bunu söyledikten sonra besmele çekip suyu üç nefeste içmelidir.Bir rivayette anlatıldığına göre Abdullah b. Abbas (r.a) zemzem suyu içerken şöyle dua edermiş:

“Allahım! Senden faydalı ilim, geniş rızık ve her hastalığa şifa diliyo­rum.”( Şirbînî, Mugni’l-Muhtâc, 2/282.)
17. Hacca gidecek olan kişi yola çıkmadan önce evinde iki rek’at namaz kılmalı, hac dönüşü eve geldiğinde de iki rek’at namaz kılmalıdır. Yola çıkar­ken kıldığı namazdan sonra şu duayı okumalıdır:

“Allahım! Sana yöneldim, sana futundum, sana dayandım. Güvencim ve umudum sensin. Allahım! Benim için önemli olan ve olmayan şeyde, senin benden daha iyi bildiğin şeyde benim ihtiyacımı karşıla. Senin himayen güç­lüdür. Senden başka ilâh yoktur. Allahım! Beni takva ile azıktandır, günahla­rımı bağışla. Her nereye yönetirsem beni hayra yönelt. Yolculuğun zorlukla­rından, dolaşmanın sıkıntılarından, fazlalıktan sonra eksiklikten, ailemin ve malımın kötü durumlara düşmesinden sana sığınıyorum.”
18. İfrad haccı yapmalıdır. Yani mîkat mahallinde önce hac niyetiyle ihra­ma girmeli, hac ibadetini tamamlayıp ihramdan çıktıktan ve menâsikin kalan kısmını tamamladıktan sonra Hil bölgesinin Harem’e en yakın yerinde umre ihramına girip umreyi ifa etmelidir. Önce de ifade edildiği gibi umre mîkatları-nın en faziletlisi Ci’râne, sonra Ten’îm, sonra da Hudeybiye’dir.
19. İhramlıyken çokça telbiye getirilmelidir. Telbiye şu kelimelerden olu­şur:

“Allahım! Davetine sözümle, özümle tekrar tekrar icabet ettim, emrine uy­dum. Buyur Allahım buyur. Eşin ve ortağın yoktur. Bütün varlığımla sana yö­neldim Allahım. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Eşin ve ortağın yok­tur senin.”Telbiyeden sonra Hz. Peygamber’e salâtü selâm okunur. Yüce Allah’tan cennet ve ilâhî hoşnutluk dileğinde bulunulur. Cehennem ateşinden de O’na sığınılır.
20. Arafat vakfesine çıkmadan önce Mekke’ye giren hacının kudüm tava­fı yapması. Umre yapmak niyetiyle Mekke’ye giren kişinin yapmış olduğu um­re tavafı, kudüm tavafının yapılmasına ihtiyaç bırakmaz.
21. Tavaflardan sonra iki rek’at namaz kılmak ve mümkünse bu namazı makam-ı İbrahim’in gerisinde kılmak. Gündüzleyin kılmıyorsa bu namazda kı­raat sessiz, geceleyin kılmıyorsa sesli olmalıdır. Makam-ı İbrahim’in gerisinde kılma imkânı yoksa Hatîm’de, orada imkân yoksa Mescid-i Harâm’ın herhan­gi bir yerinde, orada da imkân yoksa Harem’in herhangi bir yerinde kılmalıdır.
22. Hacda yapılması sünnet olan gusülleri yapmak. Bu gusüller şunlardır:
a) İhrama girerken.
b) Hareme girerken.
c) İhramsız olunsa dahi Mekke’ye girerken.
d) Arafat vakfesine giderken.
e) Kurban bayramının birinci günü fecirden sonra Müzdelife’de Meş’âr-i Haram’da vakfe yapmadan önce.
f) Kurban bayramının iki, üç ve dördüncü günlerinde zeval vaktinden son­ra cemrelere taş atmaya giderken.
g) Medine’ye girerken.
23. Zilhicce ayının yedi, dokuz, on ve on ikinci günlerinde hutbe okunması.

HACCI BOZAN ŞEYLER
Belirlenen zaman içinde Arafat’ta vakfe yapmamak, bütün mezheplere göre haccı bozar. Çünkü Arafat’ta vakfe yapmak, haccın rükünlerinden biridir. Haccın rükünlerinden birinin terkedilmesi ise haccı bozar.Cinsel ilişkide bulunmakla da hac bozulur. Ancak cinsel ilişki sebebiyle haccın bozulması için şu şartların gerçekleşmesi gerekir:
1. Cinsel ilişkide bulunan kişinin, bilerek, kasıtlı olarak ve kendi arzusuy­la yapması halinde haccı bozulur. Unutarak, bilmeyerek veya zorlanarak iliş­kide bulunanın haccı bozulmaz.
2. Cinsel ilişki, birinci tahallülden önce yapılırsa hac bozulur. Bilindiği gi­bi ihramdan çıkışın sebepleri üç tanedir:
a) Akabe cemresine taş atmak.
b) Tıraş olmak veya saçları kısaltmak.
c) Ziyaret tavafını yapmak.
Bu üç şeyden herhangi ikisini yapan kişi, birinci tahallülü gerçekleştirmiş, yani ihramdan çıkışın birinci aşamasını geride bırakmış olur.
Buna göre Akabe cemresini taşlayıp tıraş olan bir kişi cinsel ilişkide bulu­nursa, bir koyun veya keçi kesmesi gerekse bile haccı bozulmaz. Aynı şekil­de ziyaret tavafını yapıp tıraş olan veya tıraş olup Akabe cemresini taşlayan bir kişi de birinci tahallülü gerçekleştirmiş olur. Çünkü bu üç şey arasında sı­raya uyma mecburiyeti yoktur. Ama sıraya uyulması daha faziletlidir. Bunagöre önce Akabe cemresi taşlanmalı, sonra tıraş olmalı, en sonunda da ziya­ret tavafı yapılmalıdır.Unutulmamalıdır ki, ikinci tahallülden önce cinsel ilişkiye girmekle her ne kadar hac bozulmasa da bunu yapmak haramdır. Cinsel ilişkide bulunmak ha­ram olduğu gibi bu ilişkinin ön hareketleri olan şehvetle öpme ve sarılma da haramdır. Bu gibi davranışlarda bulunanların fidye vermeleri gerekir. Çünkü haramlığın sebebi, şehevî yararlanmadır. Bu da bakmak ve temasta bulun­makla elde edilir.

Bu haldeyken mastürbasyon yapmak da (elle boşalmak) haramdır. An­cak bunu yaparken meni akmazsa fidye vermek gerekmez.Haccı bozulan kişinin bu ibadeti yarıda bırakmayıp sonuna kadar sürdür­mesi gerekir. Bu durumda da ihramlının sakınması gereken şeylerden sakı-nılmalıdır. Haccı bozulduktan sonra ibadetini devam ettirirken fidye vermeyi gerektiren bir davranışta bulunursa yine fidye vermesi gerekir.Cinsel ilişki sebebiyle bozulan haccın -bu nafile bir hac olsa bile- acilen ertesi sene kaza edilmesi, ayrıca haccı bozan cinsel ilişkiden dolayı kefaret verilmesi gerekir. Bu kefaret kurban edilebilme şartlarını taşıyan bir devenin kesilmesidir. Deve alamayanın kurban edilmeye elverişli bir sığır kesmesi icap eder. Bunu da alamayanın, kurban edilmeye elverişli yedi tane davar kesmesi lâzımdır. Bunları da alamayan kişi, Mekke piyasasına göre bunların değeri kadar gıda maddesini Harem’deki fakirlerden üç veya daha fazla kişi­ye dağıtır. Gıda maddesi verirken de fitir sadakası olarak verilmesi caiz olan gıda maddeleri verilmelidir. Gıda maddesi veremeyen kişi, her 1 müd (832 gr.) gıda maddesine karşılık olarak kefaret niyetiyle bir gün oruç tutar.Bu anlatılanlar, cinsel ilişki sebebiyle haccı bozulan erkekleri ilgilendiren hükümlerdir. Kadınlara gelince, ihramlıyken cinsel ilişkide bulunmaları sebe­biyle hacları her ne kadar bozulsa da kefaret vermeleri gerekmez. Haram ol­duğunu bilerek ihramlıyken kasten ve kendi arzusuyla cinsel ilişkide bulunan kadın günahkâr olur.

Hanefî mezhebine göre cinsel ilişkiye giren iki tarafın da birer kurban kes­meleri gerekir. Aynı yerde birden fazla cinsel ilişkide bulunulursa sadece bir davar kesmek yeterli olur. Ama ayrı ayrı yerlerde cinsel ilişkide bulunulursa, her bir ilişki için bir davar kesmek icap eder. (Cezîrî, Mezâhib, 1/673.)

FİDYE GEREKTİREN DURUMLAR
Bilindiği gibi ihramdaki hacıların bazı fiilleri işlemeleri yasaklanmıştır. Bu fiillerden bazısı işlendiğinde hac bozulur; bazısı işlendiğinde fidye vermek, di­ğer bazısı da işlendiğinde sadaka olarak gıda maddesi vermek gerekir.Fidye, kurban edilebilme şartlarını taşıyan bir davarı kesmek veya altı fa­kire yiyecek vermek ya da üç gün oruç tutmaktır. Şunu da belirtelim ki; elbise giymek, başı örtmek, tıraş olmak, tırnak kesmek veya koku sürünmek duru­munda ihramlı kişi dilerse bir koyun veya keçi keser yahut altı fakire birer sa­daka miktarınca sadaka verir ya da üç gün oruç tutar. Malî durumu elverişli olsa bile bu muhayyerlik hakkından yararlanabilir. Fidye, şu davranışlardan ötürü gerekir:
1. Koku sürünmek. İhramlı bir kişi koku sürünürse fidye vermesi gerekir.
2. Gömlek, pantolon, mest, sarık veya bunlara benzer dikişli ya da vücu­du saran bir giysiyi giyen kişinin fidye vermesi gerekir. Dikişli veya bedeni sa­ran bir giysiyi giymek, şu şartlarda fidye vermeyi gerekli kılar:
a) Bunları giymenin fidye vermeyi gerektirdiğinin bilinmesi. Bu bilinmez­se, giyilmeleri durumunda fidye vermek gerekmez.
b) Bu giysiler birinci tahallülden önce giyilmiş olmalıdır.
c) Bunları giyen kişi kendi serbest iradesiyle giymiş olmalı ve kendisi de mümeyyiz biri olmalıdır.
d) Bu giysileri giyen erkek olmalıdır. Çünkü kadınlar ihrama girerken üzerlerindeki elbiseleri zaten çıkarmazlar. Onların sadece yüzlerini açmaları vacip olur. Kadın, yüzüne temas eden bir örtü ile yüzünü örterse fidye verme­si gerekir. Şu da bilinmelidir ki, kadının eldiven takması, ceza olarak fidye ver­mesini gerektirir.

Hanefî mezhebine göre kadının eldiven takması ceza gerektirmez.

3. Vücuttaki saç ve tüyleri tıraş etmek, yolmak, tırnakları kesmek fidye vermeyi gerektirir. Saç veya tüylerin tıraş edilmesi veya makasla kesilip kısal­tılması ya da usturayla kazıtıiması yahut yakılması, ister tümünün isterse üç telden az olmamak kaydıyla bir kısmının giderilmesi, kişinin ister kendisinin is­ter başkasının gidermesi farketmeyip aynı hükme tâbidir. Yalnız bu da üç şartla fidye gerektirir:
a) Saç veya tüylerin giderilmesi, kişinin kendi arzusuyla yapılmış olmalı­dır. Kişi uyumaktayken rızası alınmadan saçı kesilirse veya başını bir şeyle kaşır da haberi olmadan saçının birkaç teli dökülürse hiçbir ceza gerekmez.
b) Saçın giderilmesi bir mazerete dayanmamalıdır. Ama bir mazeret se­bebiyle, meselâ kirpikleri uzayıp da bundan rahatsız olan kişi bu tüyleri gide-rirse fidye vermesi gerekmez. Bu hususta tüylerin baştaki saça ait olması şart değildir. Mazeret olmaksızın keyfî şekilde bedenindeki herhangi bir yerin üç tane tüyünü gideren kişinin fidye vermesi gerekir.
c) Saç veya tüyün giderilmesi asıl maksat olmalıdır. Meselâ üzerinde tüy bulunan derisini soyan bir kişinin fidye vermesi gerekmez. Yine vücudundaki yara üzerinde bulunan tüyü gideren kişinin de fidye vermesi icap etmez.
4. Cinsel ilişkinin öncüsü olan öpme ve elleme, kadınlara yapıldığı takdir­de abdesti bozar. İhramdan tam olarak çıkmadan, yani her iki tahallül gerçek­leşmeden bu gibi işleri yapmak haram olup fidye vermeyi gerekli kılar. Şeh­vetle bakmak ve arada bir perde bulunarak öpmek, fidye vermeyi gerektir­mez.
5. Mastürbasyon yapmak da haram olup fidye vermeyi gerektirir.
6. İster zeytinyağı ister hayvani yağ, isterse başka bir yağ olsun ve bu yağ da esanslı bir şeyle karışık olsun olmasın, bunlardan biriyle baştaki saçı, sakalı ve yüzün diğer tüylerini yağlamak, şu dört şartın gerçekleşmesi duru­munda fidye vermeyi gerektirir:
a) Yağlanan organ, üzerinde tüy biten bir organ olmalıdır. Başında saç bitmeyen kel, başına yağ sürerse fidye vermesi gerekmez. Saçı dökülüp de hiç izi kalmamış olan kişi de kel hükmündedir. Saç bulunmayan çıplak yerle­ri yağlamakta sakınca yoktur. Sakalları bitmemiş gençler de yüz, yanak ve çe­nelerini yağlayabilirler. Başında yara bulunan kişi de onu içten yağlayabilir.
b) Yağlama eylemi kasıtlı olarak yapılmış olmalıdır. Bunu unutarak yapan kişi cezalı duruma düşmez.
c) Yağlanan kişi, bu işin ihramlıyken yapılmasının haram olduğunu bilme­lidir. Bilmeyerek yapanın fidye vermesi gerekmez.
d) Yağlamayı yapan kişi, bunu kendi arzusuyla yapmış olmalıdır. İsteme­den yapan kişinin fidye vermesi icap etmez.

İhramlıyken avlanma yasağının ihlâl edilmesi
Hacıların ihramdan çıkmadan avlanmaları caiz olmayıp ceza gerektirir. Konuyla ilgili bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır: “Ey iman edenleri İh­ramlı iken (karada) av hayvanıöldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öl­dürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kabe’ye ulaştırılmak üzere, öl­dürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurban­lık hayvan veya yoksulları yedirmek suretiyle kefaret yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu ceza) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir.” (Mâide 5/95)

Geyik veya yabani sığır gibi vahşi bir kara hayvanını avlayan veya bun­ları hedef olarak bir avcıya gösteren ya da elinin altında bu türden bir hayvan bulunup da telef eden veya hastalanmasına sebep olan ihramlı kişi, iki şartla cezalı duruma düşer. Bu şartlar şunlardır:
1. Bu hayvan, ihramlı kişinin canına veya malına zarar veren bir hayvan olmamalıdır. Meselâ sırtlan gibi.
2. Bu hayvan, ihramlı kişinin eşyasına pisleyen, yiyeceğini yiyen veya yol gitmesine engel olan, özetle ona zarar veren bir hayvan olmamalıdır. Meselâ yol üzerinde yaygın vaziyette ve çok miktarda çekirge bulunur da bunları öl­dürürse ne değerini tazmin eder ne de onlardan ötürü fidye verir.
Avlanmadan ötürü cezalı duruma düşen ihramlı kişinin cezası şu şekilde açıklanabilir:
Avlanan hayvan, evcil hayvanlardan benzeri olan güvercin, kumru ve ev güvercini gibi bir hayvan ise, bir tanesi için bir koyun veya keçi kesilir.
Avlanan hayvan bir deve kuşu ise, onun için bir deve kesilir.
Avlanan hayvan yabani bir sığır veya eşek ise, onun için ehlî bir sığır ke­silir.
Avlanan hayvan erkek bir geyik ise, onun için bir teke, dişi bir geyik ise onun için dişi bir keçi kesilir.
Avlanan hayvan bir ceylan ise, onun için küçük bir keçi kesilir.
Avlanan hayvan bir tavşan ise, onun için dişi bir oğlak kesilir.
Avlanan hayvan bir Arap tavşanı veya ada tavşanı ise, bunlardan her bi­ri için dört aylık dişi bir oğlak kesilir.

Avlanan hayvan bir sırtlan ise, onun için bir koç; tilki ise onun için bir ko­yun kesilir.
Avlanan hayvanla ilgili olarak hüküm belirten bir nakil yoksa, adaletli ve uzman iki kişi, avlanan hayvana şeklen benzeyen bir hayvanı emsal takdir ederler. Bu takdiri yaparken niteliklerde de eşitliği göz önünde bulundurmalı­dırlar. Büyük için büyük, küçük için küçük, sağlıklı için sağlıklı, kusurlu için ku­surlu olanı emsal olarak takdir ederler. Yalnız her ikisinin ayıp ve kusuru ay­nı cinsten olmalıdır. Meselâ her ikisinin de birer gözlerinin kör olması gibi. Ku­surlar ayrı cinsten olmamalıdır. Emsal takdirinde aynı şekilde şişmanlık, za­yıflık ve gebelik durumları da göz önünde bulundurulmalıdır. Yalnız gebe olan kesilmez, değerince yiyecek ve gıda maddesi dağıtılır veya bu yiyeceklerin her yarım sâı için bir gün oruç tutulur.Avlanan hayvanın mislini takdir etmede şer’î bir nakil veya adalet sahibi kimselerin hükmü bulunmazsa, adaletli iki kişi onun değerini takdir ederek hükme bağlar. Bu konuda vacip olan fidye, üç şeyden birini yapmakla eda edilmiş olur.

Avlanan hayvanın misli olan bir davar ya kesilip eti Harem’deki yoksulla­ra sadaka olarak dağıtılır ya da sadaka-i fıtır olarak verilmesi caiz olan gıda maddelerinden satın alınarak yine Harem’deki yoksullara dağıtılır. Veya bu gıda maddelerinin her yarım sâı için bir gün oruç tutulur. Bu, misli bulunan hayvanların avlanmaları durumunda söz konusu olan bir hükümdür. Güvercin dışındaki diğer kuşlarla çekirge gibi misilsiz hayvanlara gelince; bunları avla­yan kişi, şu iki şeyden birini yapma seçeneğine sahiptir:
1. Bu hayvanların değerince gıda maddesini Harem’deki yoksullara sa­daka olarak dağıtmak.
2. Gıda maddesinin her yarım sâına karşılık bir gün oruç tutmak. Avcı ih-ramlı ise, avlanan hayvanın Harem dahilinde veya dışında olması bu hükmü değiştirmez. Avcı ihramlı değilse bu hüküm, sadece Harem dahilindeki avlan­mayı ilgilendirir. Avcı eğer mümeyyiz ise, anılan hükümler işlerlik kazanır. Unutarak, hükmünü bilmeyerek, hata ederek veya zorlanarak da olsa mü­meyyiz bir kişi avlanırsa, söz konusu hükümler işlemeye başlar.(Cezîrî, Mezâhib, 1/680.)

Haccı bozmayacak derecede sakıncalı olan davranışlardan biri de, Ha­rem’deki ot ve ağaçları kesmek veya koparmaktır. Harem’deki büyük bir ağacı kesen kişinin bir sığır kesmesi, küçük bir ağaç kesenin bir davar kesmesi, çok küçük bir ağaç kesenin ise o ağaç değerince sadaka vermesi gerekir.Fidye olarak hayvan kesmesi gereken bir kişi dilerse o hayvanı kesip eti­ni sadaka olarak dağıtır, dilerse değeri kadar gıda maddesi satın alıp sadaka olarak dağıtır veya dağıtacağı bu gıda maddesinin her yarım sâına karşılık bir gün oruç tutar.Harem’deki bir otu koparan kişi, eğer bu otun yerinde ot yeşertecekse ne fidye ne de tazminat verir. Şayet yolduğu otun yerinde ot yeşertmeyecekse, yolduğunun değerince sadaka vermesi gerekir.Aşağıda sayacağımız şu hususlardan ötürü de, kurban edilmeye elveriş­li bir davar kesmek icap eder. Bunu yapacak güçte olmayan kişi, kurban yeri­ne hacda iken üç gün, memleketine döndükten sonra da yedi gün olmak üze­re toplam on gün oruç tutmalıdır. Şöyle ki:
1. Temettü’ haccı yapan kişi bir kurban kesmelidir. Çünkü bu kişi, haccı umreden sonra yapmakla bir süre ihram yasaklarından muaf kalmıştır.
2. Kıran haccı yapan kişi de bir kurban kesmelidir. Zira bu da ifrad haccı yapmamıştır.
3. Cemrelere atması gereken taşlardan üç veya daha fazla sayıda eksik taş atan,
4. Mazereti olmadığı halde teşrîk günlerinin gecelerinde Mina’da gecele­meyen,
5. Mazereti olmadığı halde Müzdelife’de gecelemeyen,
6. Mazereti olmadığı halde mîkat mahallini ihramsız olarak geçen,
7. Mazereti olmadığı halde veda tavafını yapmayan,
8. Mahsur kalmaksızın Arafat vakfesini zamanında yapmayan kimselerin ceza olarak bir kurban kesmeleri gerekir.

Hanefî mezhebine göre bu durumda kurban kesme mecburiyeti yoktur.( Zühaylî, el-Fıkhü‘l-İslâmî, 3/2344.)

Arafat vakfesini zamanında yapamayan kişi, kurban kesmekle birlikte umre yaparak ihramdan çıkar. Konuyla ilgili bir hadis-i şeriflerinde sevgili Pey­gamberimiz şöyle buyurmuştur: “(Arafat vakfesini zamanında yapamadığı için) haccı fevt olan kişinin bir kurban kesmesi gerekir. (Bu kişi) haccını um­reye çevirip (ihramdan çıksın) ve ertesi sene haccetsin. (Zühaylî, el-Fıkhü‘l-lslâmî, 3/2345)

Bu kişi, haccın Arafat vakfesi dışındaki amellerini ifa eder. Müzdelife ve Mina’da geceleme ile cemrelere taş atma zorunluluğu kalmaz. Bundan sonra tavaf eder. Bayramdan önce sa’y etmemişse sa’yi yapar. İhramdan çıkma ni­yetiyle tıraş olur. Ertesi sene âcil olarak bu haccı kaza etmesi gerekir.
Arafat vakfesini mazeret sebebiyle kaçırmış olan kişinin haccı nafile de ol­sa, kendisi muktedir olsa da olmasa da bu haccı kaza etmesi zorunludur. Kur­banı, vakfeyi kaçırmış olduğu senede değil, haccı kaza ettiği senede keser.

YAPILIŞINA GÖRE HACCIN ÇEŞİTLERİ
Yapılışına göre haccın üç şekli vardır. Bunlar, ifrad, temettü’ ve kıran haclarıdır. Şimdi bunları kısaca açıklayalım:

1. İfrad
Kişinin hac mevsiminde kendi tarafına düşen mîkatta hac için ihrama gir­mesi, hac menâsikini bütünüyle tamamladıktan sonra da umre için ayrıca ih­rama girip umre yapmasıdır.

2. Temettü
Kişinin hac aylarında mîkatta umre için ihrama girmesi, umreyi tamamla­dıktan sonra da Mekke’de veya umre ihramına girdiği mîkatta ya da o mesa­fedeki başka bir mîkatta yahut kendisine en yakın olan mîkatta hac için ihra­ma girmesi ve hac menâsikini ifa etmesidir.Uğradığı mîkatı ihramsız olarak geçtikten sonra umre yapmak niyetiyle ihrama giren ve umre amellerini ifa ettikten sonra da hac için ihrama giren ve hac menâsikini ifa eden kişi de temettü’ haccı yapmış olur. İhrama girme kas­tı olduğu halde mîkatı ihramsız geçtiği için günahkâr olur ve ceza olarak bir kurban kesmesi gerekir. Bu kişiye yine de mutemetti’ (temettü’ yapan) denir; çünkü o, bu şekilde umre ile hac ibadetleri arasında ihram yasaklarından mu­af sayılma gibi bir fayda elde etmiştir.

3. Kıran
Kişinin mîkat mahallinde hac ve umre için birlikte ihrama girmesi, aynı ih­ramda hac ve umre ibadetlerini birlikte ifa etmesidir. Bu kişi eğer Mekke’de ise ve orada hac ve umre için ihrama girerse kıran yapmış olur. Umre ihramına girmek için harem dışına çıkması gerekmez. Çünkü bu durumda umre, hac­ca tâbi olup onun içine girmiş olur.Kişi ister hac aylarında olsun, ister olmasın önce umre için ihrama girer ve umre tavafına başlamadan da hac mevsimi başlar ve hac ihramına girer­se kıran yapmış olur. Haccın umreye eklenmesi, önce de belirtildiği gibi kişi­nin umre tavafına başlamadan önce hacca niyet etmesi şeklinde olur. Ama umrenin hacca eklenmesi sahih olmaz, eklenirse geçersizdir.
Haccın yukarıda açıklanan üç çeşidinden en faziletlisi, ifrad şeklinde ya­pılanıdır.

Hanefî mezhebine göre ise haccın en faziletlisi kıran şeklinde yapılanıdır.

İfrad haccı, eğer o sene umre yapılır ise daha faziletli olur. Ama umre, hac yapılan seneden sonraya bırakılırsa, o takdirde ifrad haccının fazileti az olur. Çünkü umrenin, haccın ifa edildiği senede yapılmayıp daha sonraya er­telenmesi mekruhtur.Kıran haccı yapanın yalnızca hac menâsikini ifa etmesi gerekir. Zira sev­gili Peygamberimiz’in aşağıda nakledeceğimiz ifadelerine göre kıran haccı yapan kişinin hac ve umre için bir tavaf ve bir sa’y yapması yeterli olur:“Hac ve umre ihramına giren kimseye, bunların ihramından çıkıncaya kadar her ikisi için bir tavaf ve bir sa’y yeter. (Tirmizî, Hac, 102.)

Hanefî mezhebine göre kıran haccı yapan kişinin hem umre hem de hac amellerini hac ayları içinde aynı ihramla ayrı ayrı yapması gerekir.

Temettü’ haccı yapanlarla kıran haccı yapanların kurban kesmeleri icap eder. Bununla ilgili bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır: “Hacca kadar umreyle faydalanmak (temettü‘ yapmak) isteyen kimse, kolayına gelen kurba­nı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum) ailesi Mescid-i Haram civa­rında olmayanlar içindir. (Bakara 2/196.)

Bu âyet-i kerîmeden anlaşıldığına göre temettü’ haccı yapanın kurban kesmesi gerekmektedir. Kıran haccı yapanın kurban kesme vecibesine gelin­ce, bu da şu rivayete dayanmaktadır:Hz. Âişe’den (r.ah) şöyle rivayet edilmiştir: “Peygamber (s.a.v) kurban bayramında eşleri için bir sığır kesti; çünkü onlar kıran haccı yapmışlardı. (Buhârî, Hac, 126, 356; Ebû Davud, Menâsik, 13, 23.)

Kıran veya temettü’ haccı yapanların kurban kesmeleri şu şartlar çerçe­vesinde vacip olur:
1. Kıran veya temettü’ haccı yapan kişi, Mescid-i Haram ehlinden olma­malıdır. Mescid-i Haram ehlinden maksat, oradaki meskenler arasında mes­keni bulunan kimse demektir. Harem’in sınırları içinde bulunup da kıran veya temettü’ haccı yapan kimselerin kurban kesmeleri gerekmez.
2. Temettü’ haccı yapan kişinin umresi hac ayları içinde yapılmış olmalı­dır. Hac aylarına girmezden önce umre ihramına giren kişi, bu umresini ister hac ayları girmeden önce tamamlamış olsun ister hac ayları içinde tamamla­mış olsun kurban kesmesi gerekmez. Çünkü bu kişi, hac mevsiminde umrey­le haccı birleştirmiş sayılmamakta ve haccını ifrad şeklinde ifa eden kimseye benzemektedir.
3. Hac ayları içinde umre yaptıktan sonra kişi, aynı senede hac ibadetini de yapmış olmalıdır. Hac ayları içinde umre yapan ama o seneden sonra baş­ka bir senede hacceden veya hiç haccetmeyen kişinin kurban kesmesi gerek­mez.
4. Temettü’ haccı yapan kişi, umre amellerini tamamladıktan ve ihramdan çıktıktan sonra hac ihramına girmek için, umre ihramına girdiği mîkata veya başka bir mîkat mahalline geri dönmüş ve orada hac ihramına girmiş olma­malıdır.Kıran haccı yapan da Mekke’ye girdikten sonra, Arafat’ta vakfe veya ku­düm tavafı gibi bir ibadete başlamadan önce mîkat mahalline dönmüş olma­malıdır.Temettü’ haccı yapan kişi, hac ihramına girmek için mîkata dönerse ce­za kurbanı kesmesi gerekmez. Aynı şekilde kıran haccı yapan kişi de hac ve umre için birlikte ihrama girdikten veya haccı umreye ekledikten sonra her­hangi bir mîkat mahalline dönerse ceza kurbanı kesmesi gerekmez.

Temettü’ haccı yapanın kurban kesmesi, hac ihramına girdiği andan iti­baren vacip olur. Bu vakitten önce keserse de sahih olur. Şu halde umreyi ta­mamladıktan sonra da temettü’ kurbanını kesebilir. Ama kurban bayramında kesmesi daha faziletlidir. Çünkü bu, ceza kurbanıdır. Diğer ceza kurbanların­da olduğu gibi bunda da bir vakit sınırlaması yoktur.Kurbanlık hayvan bulamadığı veya bulup da parasını ödemekten âciz kaldığı veya rayiç bedelden daha fazla fiyat istendiği yahut kurbanlığa vere­ceği paraya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle Harem’de kurban kesmeye muktedir olmayan kişinin bütün bu durumlarda kurban kesmek yerine on gün oruç tut­ması gerekir.

Bu on günün üçü hacda, yedisi de memlekete döndükten sonra tutulur. Hacdaki üç günün de hac ihramına girdikten sonra tutulması gerekir. Hac ih­ramına girmeden tutulursa geçerli olmaz. Ayrıca arefe gününden önce tutul­ması da sünnet gereğidir. Zira sünnete göre arefe günü oruçlu olmamak ge­rekir. Üç günlük orucun teşrîk günlerinden sonraya ertelenmesi, günaha gir­meye neden olur ve teşrîk günlerinden sonra tutulması da kaza olur. Ancak bu ertelemeden dolayı kurban kesmek de gerekmez. Geri kalan yedi günlük orucun ise memlekete döndükten veya memlekete dönmeyip yeni ikametgâh edinilecek yere gidildikten sonra tutulması gerekir.Söz gelimi hacdan sonra memleketine dönmeyip Mekke’yi yurt edinen ki­şi, bu yedi günlük orucu Mekke’de tutar. Şunu da söylemek gerekir ki, hac menâsiki tamamlandıktan sonra memlekete dönülürse orada tutulan bu yedi günlük oruç geçerli olur. Ama tavaf ve sa’y yapmadan memleketine dönen ki­şinin orada bu orucu tutması geçerli olmaz. Fakat hac amellerinden olan tıra­şı olmadan memleketine dönen kişinin, memleketinde tıraş olduktan sonra bu orucu orada tutması sahih olur

Sorularla İslamiyet

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Şafi Mezhebinde gusül (Boy) Abdesti Nasıl Alınır? (Şafi Mezhebi) Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top