Buradasınız: Anasayfa / Sözlük / Abid Nedir? Abid Ne Demektir

Abid Nedir? Abid Ne Demektir

Sponsor Bağlantılar

ABİD Hakkında Ansiklopedik Bilgi

Âhiret saadetinin ibadetle kazanılacağına inanarak kendisini ibadete veren samimi dindar.

Kur’ân-ı Kerîm’de bir defa tekil (âbid). on bir defa da çoğul (âbidûn, âbidîn, âbidât) şeklinde geçen âbid kelimesi sözlükte “Hizmet eden. itaat eden” anlamına gelmekte, Kur’an’da ise sade­ce “İbadet eden, tapınan” [86] mânasını ifade etmektedir. Hz. Pey­gamber zamanında Abdullah b. Ömer gibi gereğinden fazla ibadete düşkün olan sahâbîler mevcut olmakla birlikte bunlara özellikle âbid dendiğine dair herhangi bir rivayete rastlanmamıştır. Halife Osman devrinde ortaya çıkan si­yasî karışıklıklardan sonra bazı müslümanlann dünyadan el etek çekerek kendilerini ibadete verdikleri görülmek­tedir. Birinci asnn sonunda ve ikinci asırda sayıları artan âbid ve dindarlara nâsik, kurrâ, zâhid gibi adlar verilmek­teydi. Halk. gerçek anlamda İslâm’ı bunların yaşadığına inanıyor ve bu gibi kimselere saygı ve sevgi gösteriyordu. Bu devirde yalnız Ehl-i sünnet içinde değil, Haricîler, Mu’tezile ve Şîa arasın­da da tanınmış âbidler vardı. Hatta ge­celeri namaz kılıp gündüzleri oruç tu­tan ve sürekli Kur’an okuyarak âhirete hazırlanan Hâricîler’in alınları, dirsekleri ve dizlerinin nasırlaştığı rivayet edil­mektedir. Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd gibi Mu’tezile ileri gelenleri de âbidlerdendi.

Kuşeyrfnin er-Üsdesinde belirttiği­ne göre, her mezhep mensubu kendile­rinde daha çok âbid ve zâhid bulundu­ğunu iddia etmeye başlamış, bunun üzerine Ehl-i sünnet kendi âbidlerine mutasavvıf veya süff adını vererek bun­ları Öbürlerinden ayırmaya çalışmıştır; aynı zamanda âbid sıfatını da kul­lanmayı sürdürmüştür. Her iyi müslüman gibi herhangi bir sûfî de aynı za­manda âbiddir. Ancak tasavvuf bir ha­yat tarzı haline gelince, keşf ve irfan sahiplerine sûfî ve arif, sadece sevap kazanmak maksadıyla çokça ibadet edenlere de âbid denilmeye başlanmış, arife nisbetle âbidin daha aşağı bir mertebede olduğu iddia edilerek ona daha az değer verilmiş, hatta zaman zaman âbid küçümsenmiştir. Nitekim ârifı âbidden üstün gören Bâyezîd-i Bistâmî, Allah’ın, saf mârifet’i taşımaya müsait olmayan kalpleri ibadetle meş­gul ettiğini ileri sürmüştür. [87] Cüneyd-i Bağdadî ve Mansûr b. Ammâr gibi süfîler ise âbidlerin tevfîk ehli olduklarını ifade etmişlerdir. Ancak bu dönemde sevap kazanmak için ken­dilerini ibadet ve taata veren âbidler. ücret karşılığı çalışan işçilere benzetil­miştir. Zâhidleri ve sıradan süfîlerle bir­likte âbidleri de “hakikat ehli” dediği ariflerden ayıran İbnü’l-Arabî, yalnız arifleri kalp, müşahede ve mükâşefe ehli sayar. [88] Câmî de Nefehâtü’I-üns’te âbidin zâhid. fakir (derviş) ve sûfîden farklı olduğunu söyler. Ona göre sûffler ve Melâmetîler hakka; fakirler, zâhidler ve âbidler âhi­rete taliptir. Zengin olan ve dünya işle­riyle İlgisini sürdüren kişinin de âbid olması mümkün olduğundan, âbid fakir ve zâhidden farklıdır. 5u halde sevap kazanmak için farzları ve nafile ibadet­leri aralıksız yerine getirenler, zengin olsalar ve dünyaya meyletseler de âbid-dirler. Câmî, ibadet edenleri âbid, müteabbid ve riyakâr âbid olmak üzere üçe ayırır. Birinciler gerçek âbiddir: ikinciler samimi olarak âbidlere özen-mektedirler; üçüncülerse gösteriş için ibadet eden kimselerdir.

Riyayı, âbidin âhiret kurtuluşu için en büyük tehlike olarak gören Gazzâlî, Minhâcü’l-âbidîn adlı eserinde ibade­ti, belli şeklî merasimlerin ötesinde, in­sanın inanç, amel, duygu ve ahlâk dünyasını disiplin altına almayı hedef edinen sürekli bir cehd olarak göster­miştir. Gazzâlî âbidierin büyük saadete, yüksek devlete ulaşabilmeleri, mesut ve imrenilen birer kul olabilmeleri için takip etmeleri gereken yolun (minhâc) ana safhalarını (akabât) şöyle sıralar: ilim; tövbe; dünyadan uzaklaşma, İnsanlardan ayrı durma, şeytana karşı sa­vaş ve nefse hâkimiyet; geçim derdi, tehlike ve musibetler karşısında tevek­kül, sabır ve rıza: havf ve recâ; riya ve Acb’dan arınma: hamd ve şükür.

İbnü’l-Cevzî, ilimden mahrum olmala­rı sebebiyle şeytanın tesirine tamamıyla açık olan cahil âbid ve zâhidleri şiddetle tenkit etmiştir. [89] Bununla birlikte, Kur’an ri­yasız ibadeti kesin ifadelerle emrettiğinden, hemen bütün müslümanlar âbidleri dine tam bağlı olan kişiler say­mışlardır. [90]

Bibliyografya

1- İbn Kuteybe. (Uyûnü’l-ahbâr, Kahire 1343-49/1925-30.
2- Sülemî. Tabakâtü’ş-şûfiy-yelnşr Nûreddin Şerîbe), Kahire 1389/1969.
3- İbn Miskeveyh, Tehzîbü’lahtâk, Kahire 1327.
4- Kuşeyrî. er-Risate, Kahire 1966.
5- Gazzâlî. Minhâcü’l-‘âbidîn, Kahi­re 1337.
6- İbnü’l-Cevzî. Telbîsü İblis (nşr. Muhammed Münîr ed-Dımaşkî), Kahire 1368.
7- İbnü’l-Arabî. et-Fütûhâtü’l-Mekkiyye (nşr. Osman Yahya-İbrahim Medkûr). Kahire 1392-1402/1972-83.
8- Câmî, Nefehâtü’l-üns (nşr. Mehdîyi Tevhîdî Pûr), Tahran 1337 hş.
9- Tehânevî, Keş­şaf, I, 926. [91] Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Abık Nedir? Abık Ne Demektir Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiketler: abid ne demek

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top