Buradasınız: Anasayfa / Sözlük / Tasavvufta Abdal Nedir

Tasavvufta Abdal Nedir

Sponsor Bağlantılar

Tasavvuf Adlı Abdal Ne Demektir Hakkında Ansiklopedik Bilgi

Dünya ilgilerinden kurtularak kendisini Allah yoluna ada­yan ve ricâlü’1-gayb diye adlandırılan evliya zümresi içinde yer alan sûfî veya erenler hakkında kullanılır.
Abdal kelimesi Arapça’da, ikisi de “Karşılık, birinin yerine geçen” mânala­rına gelen bedel ve bedîl kelimelerinin çoğulu olmakla birlikte, zamanla Farsça ve Türkçe’de tekil mânasında kullanıl­mış ve Farsça’da “Abdâlân”, Türkçe’de “Abdallar” şeklinde çoğul yapılmış; ayrı­ca tasavvuf terminolojisinde abdalla birlikte, aynı mânada olmak üzere bu-delâ kelimesi de kullanılmıştır. Bu keli­melerden hiçbiri, sonradan tasavvufun abdal geleneğinde ihtiva ettiği mâna ile Kur’ân-ı Kerîm’de yer almamıştır. An­cak, hadis diye rivayet edilen ve aşağı­da doğruluğu üzerinde durulacak olan bazı sözlerde hem abdal ve budelâ keli­meleri geçmekte, hem de bunların ni­telikleri, sayıları ve yaşadıkları yerler­den söz edilmektedir.

Abdal kavramının hicrî üçüncü yüzyıldan itibaren kazan­mış olduğu muhteva göz önüne alına­rak bu kavrama, “Birbirinin yerine ge­çenler, diledikleri zaman yerlerine aynı şekil ve görünümde başkasını (bedel) bırakarak istedikleri yere gidenler, Pey-gamber’e veya kutb’a vekil (bedel) olanlar” gibi bazı zorlama mânalar yüklenmişse de Arapça’daki bedel ve bedîl kelimelerinde, tasavvuf kaynakla­rının abdalın başta gelen nitelikleri ola­rak gösterdikleri “Ubudiyet, zühd, ri­yazet, inziva, kalb temizliği, velilik” gibi mânalardan hiçbiri yoktur. Abdal telak­kisi, ilk defa ortaya çıktığı sıralarda, âbid ve zâhidlerle birlikte muhaddis ve fakihler için de kullanılmaktaydı. Nite­kim itimada en yakın bilinen abdal hadislerini nakleden Ahmed b. Hanbel, yeryüzünde muhaddislerden başka ab­dal tanımadığını söylemiştir. [270]

İmam Şafiî ve İmam Buhârfnin de abdal sözünü, beğendikleri kişiler için bir takdir ifade­si olarak kullandıkları rivayet edilir. Ab­dullah b. Mübarek, Haris el-Muhâsibî. Ebü Tâlib el-Mekkî, Serrâc, Kelâbâzî. Sülemî, Kuşeyrî, Gazzâlî, Hücvîrî gibi ta­savvufun ilk ve en büyük müelliflerinin eserlerinde abdal konusu ya hiç yer almamış veya pek az ilgi görmüştür. Ebû Nuaym’ın Hılye’sinde ise sadece hadis olduğu iddia edilen bazı ibareler nakledilmiştir. Ancak abdal telakkisi, çeşitli müelliflerce az çok farklı şekillerde açık­lanmış da olsa, bütün tasavvuf zümre­leri arasında benimsenmiş ve aynı şe­kilde değer kazanan ricâlü’1-gayb telakkisiyle bütünleştirilmiştir. Buna göre Allah, dünyanın cismanî düzenini sağla­maları için bazı insanların çeşitli görev­ler üstlenmesini takdir ettiği gibi, âlem­deki manevî ve ruhanî düzenin korun­ması, hayırların temini, kötülüklerin giderilmesi için de sevdiği bazı kullarını görevlendirmiştir. Herkes tarafından kolayca tanınmadıkları veya gizli olan hakikatlere, sırlara vâkıf oldukları için ricâlü’1-gayb adı verilen bu seçkin kişi­lerin arasında bir hiyerarşi vardır. An­cak her mertebedeki ricalü’1-gaybın ad­ları, hiyerarşideki yerleri çeşitli kaynak­larda farklı şekillerde gösterilmiştir.

Meselâ Hatîb’in Târihti Bağdâd’mda (III, 75-76). Kettâni’ye atfedilen en eski rivayetlerden birinde ricâlü’1-gayb, aşa­ğıdan yukarıya nukabâ, nücebâ, abdal, ahyâr, umed (veya umud) ve gavs şek­linde gösterilirken İbnü’l-Arabî bunları nücebâ, nukabâ, abdal, evtâd, imâmeyn ve kutb şeklinde sıralamış. Âmülî ise bu hiyerarşinin alt tarafına bir de ümenâ eklemiştir.

Tasavvufi kaynaklar, hadis olduğunu öne sürdükleri rivayetlerden de fayda­lanarak abdalların maddî, ruhî ve ahlâkî özellikleri, güçleri, etkileri, sayıları ve yaşadıkları yerler hakkında oldukça ge­niş bilgiler vermişlerdir. Buna göre ab­dallar saç ve sakallan birbirine karış­mış, solgun yüzlü, hareketsiz, işsiz güçsüz, çocuksuz, yeryüzünde tek bir dikili ağacı bile bulunmayan ve yalnızca, “Kendilerine gösterilen hedefe ulaşmak için katılacakları yarınki yarışa bugün­den idman yaparak hazırlanan” kişiler­dir. Fudayl b. Iyâz’ın. “Bize göre ermiş kişi, çok oruç ve çok namazla değil, an­cak gönül zenginliği, kalb temizliği ve insanların iyiliğine çalışmakla ermiştir” anlamındaki sözü [271], sonraları abdalın en çok tekrarla­nan tarifi olmuş, hatta hadis olarak nakledilmiştir. Gazzâlî de abdal hakkın­da buna benzer bir tanıtmayı sahâbî Ebü’d-Derdâ’dan nakletmektedir. [272]

Abdalların ahlâkî ve manevî şahsiyetleri hakkında geliştiri­len tasvirler, gerçekte her müslümanda bulunması gereken vasıflardır. Buna öre abdallar bütün insanlara karşı iyi niyetli, kendilerine kötülük edenleri ba­ğışlayan, ellerindekini başkalarıyla pay­laşan, kaza ve kadere gönül hoşluğuyla boyun eğen, haramlardan titizlikle ka­çınan, ibadetlerde İhlâs ve samimiyete önem veren, sevgi, şefkat ve iyi niyet gibi ahlâkî faziletlerle donanmış kişiler­dir.

Zamanla gelişen tasavvufî muhayyile. antik felsefeden ve mitolojik unsurlar­dan da faydalanarak, abdalların evrenin kozmik işleyişinde etkili olduğunu ileri sürmüştür. Kendilerine metafizik bir hüviyet verilen abdallar, bazı müstesna kişiler dışında kimseye görünmezler; zaman ve mekân sınırlarını aşarak dile­dikleri anda diledikleri yerde bulunur­lar. Bol yağmur yağması, bereketin art­ması, zalimlerin cezalandırılması, be­lâların kaldırılması gibi konularda Al­lah’tan ne dileseler geri çevrilmez. Bu sebeple abdallar, sevgilerine ihtiyaç du­yulan, gücendirilmelerinden sakınılan kimseler olarak görülmüştür.

Abdalla­rın âlem üzerindeki tesir ve tasarruf yetkileri hakkındaki görüş, özellikle İb­nü’l-Arabî tarafından daha da geliştiril­miştir. Onun Hiîyetü’î-obdaadlı bir ri­salesi varsa da bu risalede abdal kavra­mı ve abdalların niteliklerine yer veril­memiş, ancak arif. mürid. zâhid, âbid gibi tasavvuf ehlinin takip etmeleri ge­reken hüküm ve samt (suskunluk) kav­ramlarının tasavvuftaki mâna ve önemi üzerinde durulmuştur. Ricâlü’1-gayb ve özellikle abdal konusunu etraflı bir şe­kilde ele aldığı asıl eseri el-Fütûhûtü’l-Metluyye’sidir. İbnü’l-Arabi’ye göre, Allah yedi iklimi yedi abdal vasıtasıyla korur. Yedi semanın ruhaniyeti bunlara bağlıdır ve her abdal gücünü, her biri yedi semanın birinde bulunan peygam­berlerden alır ki bunlar İbrahim, Mûsâ, Hârûn. İdrîs, Yûsuf. İsa ve Âdem’dir. Ayrıca peygamber Yahya da İsa ile Hârûn arasında gidip gelerek bu pey­gamberlerden aldığı hakikatleri yedi abdalın kalbine indirir. Haftanın yedi gününde olacak olayların yedi İklim ve yedi peygamber vasıtasıyla abdalların tasarrufuna verildiğini söyleyen İbnü’l-Arabî, yedi abdalın adlarının Abdülhay, Abdülhalîm, Abdülmürid. Abdülkadir, Abdülkahir, Abdüssemî1 ve Abdülbasîr olduğunu belirtmek suretiy­le bunlara bir nevi metafizik nitelikler ve güçler tanımış olur. [273] Bu yedi abdal, yaygın telakkiye göre insanların imdadına koşarak belâları kaldırma, sıkıntı­ları giderme gücü ve görevini taşıdıkları için, abdalân-ı Hızır diye de adlandırıl­mışlardır.

Esasen ilk dönemlerden beri, gizli güçlere sahip ve sırlara vâkıf ol­duklarına inanılan abdalların Hızır, İlyas, Mehdî gibi gizli şahsiyetlerle ilgili bulundukları öne sürütmüş, melâmet ehlinin gizli velîler (ahfiyâ) inancı abdal­ları daha da esrarengiz hale getirmiş, hatta bizzat abdalların dahi birbirlerini tanımadıkları veya ancak üst tabakada olanların alttakileri tanıyabildikleri söy­lenmiştir. Hadis olduğu öne sürülen ri­vayetlerde abdalların sayıları hakkında 7. 30. 40, 60, 70. 80 gibi farklı rakam­lar verilmekte, bu farklılığa sonraki müelliflerde de rastlanmaktadır. Bu hususta öteden beri benimsenen ve ha­len de yaygın bulunan en eski telakki, abdalların sayısını kırk olarak gösterir. Süyûtî, ricâlü’l-gaybdan olan abdal, nücebâ, evtâd ve kutb hakkındaki hadisle­rin doğruluğunu savunduğu el-Haberü’d-dâl adlı eserinde kırk abdal görü­şünü benimsemiştir. Pek yaygın olma­yan bir görüşe göre bu kırk abdalın yir­mi ikisi erkek, on sekizi kadındır. Yine fazla önemsenmemiş bir rivayette kırkı erkek, kırkı kadın olmak üzere seksen abdaldan söz edilir. İbnü’l-Arabî. Seyyid Şerif gibi bazı müellifler de yedi abdal görüşünü benimsemişlerdir. Bâyezîd-i Bistâmî, “Sen yedi abdaldan birisin” di­yenlere. “Hayır, yedisi de benim” de­miştir. [274]

Abdallar hakkında ortaya atılmış ha­dislerin belli başlıları, bu esrarengiz in­sanların Suriye ve Irak ahalisinden olduklarını belirtmektedir. Süyütfye göre kırk abdalın yirmi ikisi Suriye’de, on se­kizi Irak’ta ikamet eder. Başka bir riva­yette ise abdalların kırkının da Suri­ye’de olduğu kaydedilmiş ve bunların yirmi beşi Humus’ta. on ikisi Şam’da, üçü de Beysânda gösterilmiştir. Abdal­ların bu suretle bir iki ülkede veya bir ülkenin değişik şehirlerinde gösterilme­si, bu bölge halkı için bir şeref sebebi sayılmış, bu yüzden öteki bazı ülkelere de böyle bir şeref kazandırabilmek için. abdalların dışında başka faziletli ve manevî nüfuz sahibi uluların da bura­larda bulunduğundan söz edilmiştir. Hadis olarak nakledilen bazı rivayetlere göre abdalların Suriye’de ikamet etme­sine karşılık, nukabâ Mağrib’de, nücebâ Mısır’da veya Yemende, ahyâr İrak’ta, gavs (kutb) da Yemen veya Mekke’de
bulunmaktadır. Sülemî’nin Tabakalında (s. 243) yer alan başka bir rivayete göre ise abdallar Şam’da, nücebâ Yemen’de. ahyâr da Irak’ta bulunur.

Başta mutasavvıflar olmak üzere ab­dal telakkisini benimseyenlerin daya­nak kabul ettikleri hadisler, Enes b. Mâlik. Ubâde b. Sâmit, Abdullah b. Ömer, Ali b. Ebû Tâlib, Abdullah b. Mesûd, Avf b. Mâlik, Ebû Saîd el-Hudrî ve Muâz b. Cebel gibi sahâbîlerden riva­yet edilmiştir. Önemli bir kısmı Hz. Peygamber’in sözü (merfû hadis), bazıları da Hz. Ali ve Ebü’d-Derdâ’nın sözü (mevkuf hadis) olarak nakledilen bu ri­vayetlerin hiçbiri, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i dışındaki güvenilir hadis mecmualarında yer almamıştır. Müsned’deki hadisler, senedlerinde zayıf râviler bulunduğu gerekçesiyle tenkit edilmiştir. [275];

Sââtî. el-Fethu’r-Rabbuni XXI, 192, öteki rivayetlerin yer aldığı Abdürrezzâk’ın Muşannef’ı, Bezzâr’ın Müsned’i, Taberânî’nin Mu’cem’leri, İbn Adrnin el-KâmiI’i, Ebû Nuaym’ın Hilye’si, Hakîm et-Tirmizî’nin Nevâdirü’1-uşûl’ü, Dârekutnfnin Kitâbü’1-Ecved’ı, Sülemî’nin Sünenü’ş-şûüyye’si, Deylemînin Müsnedü’l-firdevs’i gibi kitaplarsa. güvenilirlik bakımından baş­lıca dört tabakaya ayrılan kaynakların ancak üçüncü ve dördüncü tabakaların­da gösterilebilmiştir. Bu sebeple söz konusu hadislerin büyük bir kısmı veya tamamı Şeybânî, İbnü’l-Cevzî. İbnü’s-Salâh, İbn Teymiyye, Zehebî, İbn Hacer, Sehâvî gibi titiz muhaddisler ve kelâmcılar tarafından sened veya metin ten­kidine tâbi tutularak reddedilmiştir.

Abdal hadislerinin sıhhat derecesine kavuşmamış olması, bu telakkinin kay­nağının Ehl-i sünnet dışında aranması­na yol açmıştır. Nitekim Peygamber ve ashaptan gavs, kutb, evtâd, nücebâ vb. ricâlü’l-gayba ilişkin hiçbir söz nakledilmediğini, seleften bazılarının Hz. Peygamber’den rivayet ettikleri abdala da­ir sözün ise zayıf bir hadis olduğunu belirten İbn Teymiyye, ricâlü’l-gayb ol­duğu söylenen bazı insanlara -onları Al­lah’a ortak gösterir gibi- olağan üstü yetkiler ve güçler nisbet etmenin İslâm akîdesiyle bağdaştırılmayacağını, bu tür bir anlayışın daha çok hıristiyanların ve aşırı Şiî fırkaların akîdelerini yansıttı­ğını belirtmektedir. [276] Aynı görüşü İbn Teymiyye’den daha açık ve kesin bir dille savunan İbn Haldun, hulul ve vahdet gibi kutb ve abdal telakkisinin de ilk defa İrak sûfîlerinde İmâmiyye ve Rafızîlik etki­siyle ortaya çıktığını, sofilerin, Şiî fırkalardaki imama karşılık kutbu, nukabâya karşılık da abdalı benimsemek su­retiyle Şîa’yı taklit ettiklerini ifade et­mektedir. [277]

Ahmed Emin, Kâmil Mustafa eş-Şeybî, J. Chabbi gibi çağdaş araştırmacılar, İbn Haldun’un görüşünü benimsemiş­lerdir. Bunlardan Chabbi. abdal gelene­ğini açıklayan ilk kaynaklardan olan Câhiz’in Kitâbü’t-Terbî* ve’t-tedbîr’ınde. o zaman [278] abdal dok­trinini İslâmî çevrede ilk defa kullan­maya başlayan Şiîler’in Râfizî koluna hücumunu, dilci İbn Sikkît’in abdal teri­mi hakkında Lİsânü’I- cArab’öa yer alan açıklamasını (XI, 49), ayrıca Şiî ol­dukları bilinen İhvân-ı Safâ’nın Resâ’il ‘inde abdal kelimesi hakkında İsmâilî anlayışla yapılan açıklamayı da gerekçe göstererek, bu telakkinin Sün­nî kesime İsmâilîlik, Karmatîlik ve aşırı Şiî fırkalardan geçtiğini belirtmektedir.

Bununla birlikte. Ahmed b. Hanbel gibi şeriatın zahirine sıkı sıkıya bağlı bir ha­dis ve fıkıh âliminin abdal hadisini doğ­ru kabul ederek eserine alması, İbn Teymiyye’nin, son derece titiz bir ten­kitçi olmasına rağmen, İbn Hanbel’in naklettiği hadisin mevzu olduğunu söy-leyememesi, İbn Teymiyye ve İbn Haldun gibi bazı istisnalar dışında, hemen bütün âlim ve mutasavvıfların abdal te­lakkisini benimsemiş veya en azından tenkit etmemiş olmaları, bu telakkinin, esas İtibariyle, Şia’dan ya da Ehl-i sün­net dışı başka bir kaynaktan geldiği görüşünü şüphe ile karşılamak için ye­terli sebeplerdir. Fuad Köprülü de, da­ha milâdî X. yüzyılda. Sâlimiyye ve Hanbeliyye fırkaları arasında bu telakkinin klasik bir mahiyet almış olduğunu ileri sürerek İbn Haldun’un yukarıdaki görü­şünü isabetsiz bulmuştur. [279]

Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, ilk devirler Ehl-i sünnet âlim ve mutasav­vıflarının abdal anlayışları İbnü’1-Arabi’nin anlayışından, özellikle XIV. yüzyıl­dan itibaren baş gösteren ve XX. yüzyıl başına kadar devam eden heterodoks (Râfizî) abdalların hayat tarzlarından tamamiyle farklıdır. Nitekim abda! te­lakkisinin ilk defa ortaya çıktığı sıralar­da, âbid ve zâhidlerle birlikte muhaddis ve fakihler için de kullanıldığına yukarı­da işaret edilmişti. [280]

Bibliyografya

1- Müsned, I, 112; V, 322; VI, 316.
2- Ebû Tâlib el-Mekkî. Kûtut-kulûb, Kahire 1961.
3- Serrâc, el-Lüma (nşr. Abdülhalîm Mahmûd-Tâhâ Abdülkâdir Server), Kahire 1960.
4- İhvân-ı Safa, Resâ’il, Beyrut 1376-77/1957.
5- Sülemî, Tabakâtü’s-sufiyye (nşr. Nûreddin Şerîbe), Kahire 1389/1969.
6- Ebû Nuaym. Hüyetü’l-evliyâ Kahire 1394-99/1974-79.
7- Hatîb, TSrîhu Bağdâd. Kahire 1349/1931-Beyrut, ts. (Dârü’l-Fikr), III, 75-76.
8- Gazzâlî. İhyâ Kahire 1332-Beyrut 1402-1403/1982-83.
9- İbn Asâ-kir, Târîhu Dımaşk, Dımaşk 1330.
10- İbnü’l-Cevzî, Telbtsü İblis, Kahire 1368-Bey­rut, ts. (DSrül-Fikr).
11- Baklî. Şerh-i Şathiyyât, Tahran 1968.
12- İbnü’l-Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye (nşr. Osman Yahya-İb­rahim Medkûr), Kahire 1392-1402/1972-53.
13- İbnü’l-Arabî, Hilyetü’l-abdâi resâ’il mine’t-türâşi’l-‘Arabî el-İslâmî içinde, hazırla­yan Abdüllatîf Muhammed el-Abd, Kahire 1402/1982.
14- Lisânül-‘Arab, ubd md.; İbn Teymiyye. Minhâcü’s-sünne, Bulak 1321.
15- Lisânül-‘Arab, Mecmu’u’i-fetâtiâ (nşr. Abdurrahman b. M. b. Kasım), Riyad 1381-86.
16- Lisânül-‘Arab, Mecmû’a-tur-resâ’il (nşr M Reşid Rızâ), Beyrut 1403/1983.
17- Haydar b. Ali el-Âmülî. Kitâbü Nassı’n-nüsûş (Hakîm eMirmizînin Hatmü’l-evliyâ ekinde, neşreden Osman İsmail Yah­ya), Beyrut 1965.
18- Zebîdî, İthâfü’s-sâde. Kahire 1311-Beyrut, ts. (Dâru İhyâi’t-türâsi’l-Arabî), VIII, 385-387.
19- Heysemî. Mecma’uz-zeuâ’id, Beyrut 1967.
20- İbn Hal­dun, Mukaddime, Kahire, ts. (Dârü’ş-Şa’b).
21- Ta’rşfât, “Büdelâ” md, Süyütî. el-Haberü’d-dâl “alâ uücûdi’l-kutb ve’l-eotâd ve’n-nücebb’ ve’l-abdâl Beyrut 1983.
22- İbn Arrâk. Tenzîhü’ş-şert’a, Kahire, ts.
23- Tehânevî. Keşşaf I, 145-148.
24- Aclûnî. Keş-futhafâ’, Beyrut 1351/1932.
25- Sââtî. el-Fethu’r-Rabbânt Beyrut, ts. (Dâru İhyâi’t-türâsii-Arabî). XXI, 192;
26- Ahmed Emin, Duha’i-İslâm, Beyrut, ts., III, 345-346;
27- Kâmil Mustafa eş-Şeybî, eş-Sıla beyne’t-tasavvuf ve’t-teşeyyu Bağdad 1964.
28- R. A. Nicholson. Studies İn Islamic Mysticism, Cambridge 1980.
29- Elbânî. Silsiletü’t-ahâdtşi’z-za’tfe ve’l-meuza’a, Dımaşk 1399.
30- M. Fuad Köprülü. “Abdal”, Türk Halk Edebi­yatı Ansiklopedisi, I, 23-27.
31- I. Goldziher, “Ebdâl”, İA, IV, 3-4.
32- I. Goldziher, H. J. Kissling, “Ab­dal”, El2 (Frh ), 97-98.
33- I. Goldziher, ler, “Abdal”, ÜDMİ, I, 343-344.
34- J. Chabbi, “Abdal”, Elr., I, 173-174. [281] Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Abdal Ne Demektir Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiketler: tasavvufta bedel kimdir, Teri kamIi goIdy dersi

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top